tutulduğu halde, envanter kayıtlarında Uşak adı geçmez ve bunlar Türk halıları diye bilinir. Yerli kaynaklarda ise bu halılar, 17. yüzyıldan beri tanınmaktadır. Evliya Çelebi (1633'te), İstanbul loncasında 111 halı tüccarı ile, İzmir, Selanik, Kahire, İsfahan, Uşak ve Kavala menşeli halıların satıldığı 40 dükkandan bahseder. 1674'te İstanbul Yeni Valide Camii envanterinde bir Uşak halısının adı geçer (Evliya Çelebi). 1726'da Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi Uşak halıları ile kaplanmıştır. 1763'te açılan Laleli Camii için Uşak'a halı ısmarlanmıştır. Ahmet Refik, hicri 12. yüzyılda İstanbul hayati (İstanbul, 1930) s. 201, vesika 244'te Uşak ile birlikte, Uşak çevresinden de söz etmekte ve örneklerin İstanbul''dan tedarik edildiğini belirtmektedir.
Holbein halıları adı ile tanınan grubun ilk iki tipi, bunlara menşe olarak kabul edilir. Fakat bunlarda geometrik motifler yerine, tamamen bitki motifleri ve yine bitki motiflerinden meydana gelen madalyonlar hâkim olmuştur.
İki esas grup olarak madalyonlu ve yıldızlı Uşak halıları alışılmış isimlerdir. Bunlardan hangisinin daha önce olduğu belli değildir. Yıldızlı Uşak grubunu daha önce kabul edenler varsa da, gerçek çıkış tarihini belirlemek bugünkü bilgilerle imkânsızdır. Tablolardaki tasvirlerine bakarak 16. yüzyılın ilk yarısına mal edilebilir. Türk halılarında madalyon şekli de ilk defa bu yüzyılda kullanılmaya başlamıştır.
Madalyon şeması İran'da minyatürlü yazmaların tezhipli sayfalarından, yani kitap süs'leme sanatından halı sanatına geçerek 16. yüzyıl Tebriz halılarında önemli bir rol oynamıştır.
1514'de Tebriz'in Türkler tarafından fethinden sonra madalyon şeması fikir olarak Türk halılarına da girmiştir. Uşak halılarındaki çok çeşitli zengin madalyon tipleri Türk ustaların hâkimiyet ve yaratma gücünü belli eder. Bu ustalar kitap sanatını halıya aktarmaktan çekinmişlerdir.
Tebriz, Keşan ve İsfahan halılarında esas örnek olarak halının ortası iri bir madalyonla, köşeler çeyrek madalyonlarla belirtilerek, madalyonların içi ve halının zemini minyatür sanatına göre bitki süslemeleri, insan ve hayvan figürlü kompozisyonlarla doldurulmuştur. Böylece minyatür sanatının, aynı nakkaşlar tarafından çizilen halı örnekleri kartonları ile tekstil tekniğine uygulanması yüzünden İran halısının gelişmesi tıkanmıştır.
Buna karşılık XVI. ve XVIII. yüzyıl Uşak halılarında yeni örnekler tekstil sanat ve tekniğine uygun olarak değerlendirilmiş, tabii olarak devamlı gelişmesi sağlanmıştır.
Madalyonlu Uşak Halıları
Madalyonlu Uşak halıları daha önemli bir grup olarak XVIII. yüzyıl içinde de gelişmiş, 10metreye kadar uzun olanları yapılmıştır. Orta eksende yuvarlak, yanlarda sivri dilimli madalyonların sıralanmasından ibaret ve sonsuzluğa işaret eden kompozisyon, İran halılarının sınırları belli ve kapalı kompozisyonundan Kırklıdır.
Sonsuz örnek halinde sıralanmış madalyonlardan kesilmiş bu kompozisyon düzeninde, ancak madalyonlar bazen oval, bazen yuvarlak olarak değişmiş, sıralanışta zeminin boyutları farklı da olsa bir değişme olmamıştır, Bol sayıda kalmış olup, 18. yüzyıl ortalarına kadar devam eden madalyonlu uşakların en iyi cinsleri, sarı çiçeklerle doldurulmuş lacivert zemin üzerine koyu kırmızı ve mavi madalyonlulardır. Kırmızı zeminliler daha zengin'dir ve madalyonları hep lacivert olur. Umumiyetle yünden yapılmış, bazen pamuk kullanılmıştır. Kırmızı, lacivert ve parlak sarı hâkim renkler olup, ikinci derecede yeşil, mavi renkler, konturlarda siyah kullanılmış, üç asıl, iki yardımcı renkle zengin şahane dekorlar meydana gelmiştir.
XVI. yüzyıl başlarından itibaren süratle gerek klasik şeklini almış olan madalyonlu Uşak halıları, hemen Avrupa'ya da ihraç edilmiştir. VIII. Henri' nin, Kraliçe Elizabeth zamanında 1570'te kopya edilen bir aile resminde, ayakları altına serilmiş bir madalyonlu Uşak halısı tasvir edilmiştir. 16. yüzyıl Hollanda enteriör resimlerinde masaya serilmiş madalyonlu Uşak halılarının çok titiz resmedilmiş tasvirleri vardır. Vermeer' in Buckingham sarayında ve Dresden galerisindeki, Terborchun Londra National Gallery' deki tabloları bunlar arasındadır. Polonyalı Wiesiolowski ailesi arması ile madalyonlu Uşak halısı (Berlin Müzesinde) ve Krakovi' de Wavel' de bulunan halı, madalyonlu uşakların sipariş üzerine yapıldığı'nı gösterir.
17. yüzyılda madalyonlu halıların değişik tipleri de ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri sekiz dilimli madalyonların değişik eksenlerle sıra'lanmasından meydana gelen sonsuz örnek prensibini kuvvetle belirtmektedir. Bunun daha eski bir örneği son harpte Berlin Müzesin' de yanmış fakat bu arada birçok başka örnek'leri bulunmuştur.
18. yüzyıl son yarısında Avrupa resminde madalyonlu Uşak halılarının çok değişik örnekleri hâlâ tasvir ediliyordu. Bunlardan İsviçreli ressam Liotard (1702-1789) "Conventry Kontesi Portresi"nde yerde serili olarak koyu mavi zemin üzerine açık kahverengi madalyonun altında, üstünde lotus yanlarda birer palmetlerle orijinali bilinmeyen bir madalyonlu Uşak halısı resmetmiştir.
Burada madalyon zemin genişliğine yakın bir ölçüye varmış, bordürle arasında çok az mesafe kalmıştır.
İstanbul TİEM' de ve Konya Mevlana Müzesi'nde parça halinde ve tam olarak birçok madalyonlu Uşak halılarının şahane ve çok değişik örnekleri vardır. Son yıllarda Kuveyt Emiri' nin yeni kurduğu modern bir müze olan Kuwait National Museum'da çok iyi durumda (3,25 m.x7,23 m.) şahane bir madalyonlu Uşak halısı bulunmaktadır. Aynı müzede bir araya dikilmiş parçalar halinde küçük örnekli, 1. tip Holbein halısı (1.4 m x 2.87 m) ile bir de yıldızlı Uşak halısı vardır.
Yıldızlı Uşak Halıları
Yıldızlı Uşak halıları sayıca daha küçük bir ip olup, sekiz kollu yıldızlarla küçük baklava biçimindeki madalyonların kaydırılmış eksenler üzerinde alternatif sıralanmasını gösterir. Bunlar orta boy halılardır, dört metreden uzun olanları pek azdır. Zaman bakımından da 17. yüzyıl sonundan ileri geçmez. Daima kırmızı zemin üzerine sekiz köşeli yıldız madalyonlar ve küçük baklavalar koyu mavi ekleri meydana getirir. Bunlarda halının ortası belirtilmez ve madalyonların sonsuz örneğe bağlandığı açıkça bellidir. Bazen zemin, mavi madalyonlar kırmızı renkte olabilir. Madalyonların içi sarı ve kırmızı palmet ve çifte Rumilerle dolgunlaşmış, zemin köşeli dallar ve çok renkli çiçeklerle bezenmiştir. Bunların başlangıç tarihleri daha belirlidir. Bordürlerinin ortasındaki kartuşlar içinde Montague ailesinin armasını taşıyan yıldızlı Uşak grubundan üç halının ikisi tarihlidir. Duke of Buccleuch koleksiyonunda bulunan bu halılardan üç yıldız, iki baklava veya üç baklava iki yıldız olarak beşer madalyon halinde alternatif sıralanmış örnekle büyük halı 1584 tarihli, 3 madalyon sırası ile daha küçük olanı 1585 tarihlidir. Tarihler dar kenarda, halı üzerine dikilmiştir. Üçüncü halı tarihsizdir. 1914'ten beri İngilizlere mal edilen bu halılar, sonraları Kühnel ve Erdmann gibi otoritelerce Türk halısı olarak kabul edilmiştir. Dr. May Beattie ise, son araştırmasında teknik ve malzeme bakımından inceleyerek bunların İngiltere veya Antwerpen' de yapılmış olabileceği'ni ileri sürmüştür. Sağlam bir dayanağı olmayan bu iddia, sonraki tarihlerde Türk halılarından kopya edilerek İngiliz halıları yapılmış olmasına bağlanır. Fakat 16. yüzyılda İngiltere'de halı yapıldığını gösteren belge yoktur. Bunların sipariş üzerine ve kontrol altında Uşak veya çevresindeki tezgâhlarda, gönderilen keten iplikler ve örneklere göre özel olarak hazırlandıklarını kabul etmek gerekir. Ayrıca büyük halının zeminindeki Romen harfleri, bunları okuyamayan kimselerce ters olarak konulmuştur. Kühnel de Avrupa'nın teşvik ve istekleri ile hatta bir dereceye kadar direkt kontrolü altında İzmir ve civarında halı imalat merkezleri kurulduğunu belirtir. Bu halılar konulacakları yere uygun ölçüde hazırlanırdı, armalı olanlar da bunların sipariş olduğunu gösterir.
Daha önce bir geleneği daha sonra da bir devamı olmadan yıldızlı Uşak halılarının en şahane örneklerinin İngiltere'de yapılmış sonra bu tezgâhların birdenbire tatil edilmiş olduğu'nu düşünmek güçtür.
Yıldızlı Uşakların ilk klasik tasviri Paris Bordone'nin Venedik'te Accademia di Belle Arti' deki 1533 tarihli bir tablosunda, daha yüzyılın ilk yarısında görülür. Burada "Balıkçının aziz Markus' un yüzüğünü Doc' a getirmesi" tablosunda Doc' a tahtı altında serili şahane bir yıldızlı Uşak tasvir edilmiştir. İngiltere'de 17. yüzyıldan önce böyle tasvirler görülmez.
Yıldızlı Uşaklar 17. yüzyılı geçmediği halde, kısa zamanda gelişmesini tamamlamış, bir bozulma olmamıştır. 16. yüzyıldan ancak 20-25 kadar yıldızlı Uşak kalmıştır. Boyları 4 metreyi geçmez. İstanbul Türk ve İslam Eser'leri Müzesi'nde ortada tam, altta üstte birer yarım yıldız madalyonla yalnız orta eksenden ibaret kalmış geç devirden küçük bir örnek dikkati çeker. İstanbul, Sultanahmet Camii, Hünkâr Kasrındaki Vakıflar Halı Müzesi'nde 17. yüzyıldan kalma bu çeşit halılarda, diğer enteresan örnekler vardır. Bunlar arasında çok eskimiş bir yıldızlı Uşak mavi zemin ve kırmızı yıldız madalyonu ile değişik bir görünüştedir.
Donald King 'e göre; Yıldızlı Uşak halıları örneği ile Erdebil halısı gibi çiçek dekorlu zemini arabesk dolgulu madalyonları ve ovalleri ile İran halı desenleri arasında açık bir bağlantı vardır. Her ne kadar 1539 tarihli Erdebil halısı ilk yıldızlı Uşak halılarından biraz daha sonra ise de bunların İran etkisi altında tasarlandığına şüphe yoktur. Bu etki belki barışçı yol'lardan olabilir. Fakat büyük ihtimalle İran'ın önemi halı merkezi Tebriz'i de içine alan, kısmının 1514 ve 1533'ten sonraki Osmanlı hâkimiyeti ile gelmiştir.
Erdebil halısı ile yıldızlı Uşak halıları arasında gerek tarih gerekse motiflerin özellikleri bakımından açık bir bağlantı kurmak kolay değilse de yine Tebriz'de bulunan Gök Mescid 'in çini süslemeleri daha yakın bir kaynak gibi görünmektedir. Burada Timur devrinden sonra Türkmen sülalesi hâkimiyeti olmuştur. Karakoyunlu Türkmenleri hükümdarı Muzaferiddin Cihanşah (1436- I467) Tebriz'de 870 (1465)'de yaptırdığı bu Gök Mescit'in çini süslemelerinde bir baklavanın dört ucundan çıkan palmetlerle tekrarlayan bir motif çiniden çok halıya uygun özelliğe sahiptir. Bunun ince detaylı dolguları da halı desenlerini andırır. Yıldızlı Uşakların böyle bir kaynaktan etkilenmiş olması daha akla yakın gelmektedir. Genel tablo olarak da yıldızlı Uşakları andırmaktadır. Karakoyunlu Türkmenlerinin Tebriz'de Gök Mescit çini desenleri 16. yüzyılda ortaya çıkan yıldızlı Uşak halıların örneklerinin geliştirilmesine kaynak olmuştur denilebilir. Türkmenlerin halı sanatıyla yakın ilgisi bilinmektedir. Diğer taraftan Yıldızlı Uşak halılarıyla aynı devirden kalan bir mimari süsleme arasında açık bir benzerlik olduğunu gösteren diğer bir örnek de vardır.
Edirne, Selimiye camiinin yeni tamamlanan restorasyon çalışmalarında pencerelerin tavanı temizlenince sıvaların altından, devrinden kalma (1575) siyah renkte kalemisi desenler meydana çıkarılmıştır. Bunlar yıldızlı Uşak halılarının örnekleriyle yakın benzerlik gösteriyorlar. (Resim 36, 37) Karakoyunlu Türkmenlerinden başlayarak Türk Sanatı'nın çeşitli alanlarında geliştirilen bu motifler kullanıldıkları yere ve maddeye göre bu eserler üzerinde değişik uygulama şekilleriyle orijinal bir süsleme zenginliği yaratmışlardır.
Halılarımızı görmek için tıklayınız...
www.eskihalivekilim.com/
17 Ocak 2008 Perşembe
SECCADE TARİHİ
SECCADE TARİHİ
Seccadeler
15. yüzyıldan kalan ve bugüne kadar bilinen en eski seccadeler Türk halı sanatında ayrı bir grup halinde gelişmektedir. Bunlardan Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde (şimdi İbrahim Paşa Sarayı'nda) bulunan üç seccade, çeşitli renk ve kompozisyonları ile ilk örnekleri meydana getirmektedir. Bunların birbirinden tamamen farklı şekilleri, burada da Türk halı sanatının yaratma gücünü belli eder.
Bunlardan Sivrihisar Şeyhbahayusuf Tekkesi'nden 10 Kasım 1933'te gelen seccade, 1.28 x 3.11 metre ölçüsünde olup, koyu mavi zemin üzerine üst üste iki sıralı, uçları ok başı biçiminde sonuçlanan sade üçgenlerden, sekizer mihraptan iki sıra halinde on altı mihraptan ibaret bir saf seccade örneği gösteriyor. Kırmızı üzerine sarı renkte, ince kûfili bordur, iki yandan köşeli 'S' biçiminde mavi dar bordürlerle kavranmıştır. Mihrapların ortası, ayrı renkte dört kollu iki yıldızın düz ve çapraz olarak iç içe yerleştirilmesinden meydana gelen sekizgenlerle doldurulmuştur.
Sivrihisar'dan aynı tarihte birlikte gelen diğer seccade, 1.30 x 5.20 metre ölçüsünde olup, beyaz zemin üzerine biri yeşil, diğerleri koyu mavi beş mihraplı saf seccadedir. Selçuklu halılarının bordürlerinde görülen kufi motifler, mihrap kompozisyonu olarak düzenlenmiş, bunların içi kandiller ve madalyonlarla dolgulanıp zenginleştirilmiştir. Alt kenarlarda ayak yerine sekizgen birer yıldız, köşelerde kancalı üçgenler yer almıştır. Kırmızı üzerine sarı veya mavi dört kollu rozetlerden ibaret, geniş bordur mihrapları da birbirinden ayırarak dolanmaktadır.
Konya Kılıçaslan Kümbeti'nden 31 Mart 1930'da gelen 1.29 x 0.86 metre boyutlu üçüncü seccade, diğerlerinden farklı olup, kahverengi tabii yünden bir zemine yukarıdan aşağı uzanan üç marpuç (şerit) arasında birbiri üzerine üç uzun altıgenden ibaret dolgular, mihrap kompozisyonunu meydana getirmektedir. Sarı üzerine yeşil ince kûfili bordur, marpuçların zemin rengi ile ahenklidir. Seccade'lerde görülen mor renk, 15. yüzyıl için karakteristiktir. Selçuklu halılarına nispetle, seccadelerin yünleri daha ince olup, arışlarda daha sık geçirilmiştir.
15. yüzyıl Anadolu seccadelerinin bir grubu, 16. yüzyıl sonlarına kadar hiç ara vermeden devam ederek oldukça zengin varyasyonlar göstermiştir. Bunlarda tezyini bir şeritle belirtilen sade üçgen mihrap nişinin alt kenarında sekizgen biçiminde ikinci bir küçük niş vardır. Sekizgen bazen yukarıda tekrarlanarak çift mihraplı seccadeler yapılıyor, bu niş baş aşağı da konabiliyor.
Bu sekizgen girinti (anahtar deliği girintili köşe) olarak belirlendiği gibi (John Milis) Enderlein abdest şadırvanı ile su kanalı, Charles Grant Ellis ise Çin ejder kaftanların da ibadet edenin sembolik olarak yükseltilmiş zeminde durduğu stilize dağ olarak görmektedir. Aslında mihraba sembolik bir girişten başka bir şey değildir.
Berlin İslam Eserleri Müzesi'nde biri iri palın et biçiminde değişik mihraplı bir Memlûk seccadesi, biri 15. yüzyıl sonundan, diğeri 16. yüzyıldan iki Anadolu seccadesi vardır. Bu çeşit seccadelerin tasvirleri Avrupa ressamları'nın tablolarında 1469'dan başlayarak 1562'ye kadar görülmektedir. Daha sonra 17. yüzyıla kadar Hollanda ve İtalya tablolarında sadece çift nişli seccade tipleri olarak tasvir edilmiştir.
Bu çeşit Bellini tipi ve benzeri seccadeler az sayıda Batı Avrupa'ya ihraç edilmiştir. 1490-1520 arasında Venedik ve diğer Kuzey İtalya resimlerinde oldukça sık, daha sonraları 1550'ye kadar nadiren görülür, ilk örneklerden biri Gentile Bellini'nin Londra National Gallery'de bulunan resminde görülmektedir ki, bu Giovanni Bellini'nin 1507 tarihli resminde tasvir edilen seccadenin hemen tam benzeridir. Münih galerisinde bulunan Giovanni Bellininin bu 1507 tarihli Venedik Doc'u Loredan tablosunda masanın ayakları altında böyle bir seccade serilidir. Berlin İslam Sanatı Müzesi'nde bulunan bir seccade bunun tam benzeridir. Düz üçgen mihrap altta içeriye doğru sekizgen bir girinti meydana getiriyor. Ortada büyük bir madalyon ve yukarıdan aşağı sarkan bir kandil motifi ile kufi bordur, kompozisyonu tamamlıyor.
15. yüzyıla giren bu şahane seccadeden başka, Berlin Müzesi'nde buna benzer kompozisyonda iki seccade daha vardır. Bellini' lerden başka Carpaccio, Lorenzo Lotto resimlerinde bu seccadeleri tasvir etmişlerdir. Berlin seccadesinin kufi bordürü 15. yüzyıl sonu, 16. yüzyıl başı kufiden bozma bordürlere uygun olup, ilk Lotto halılarında aynı şekilde görülmektedir.
Berlin Müzesi'nde 16. yüzyıldan kalan seccade ve mihrap tabanındaki sekizgen niş kancalarla süslü ince bir şerit halinde uzanmıştır. Açık kırmızı zemin üzerinde kandil, ilk örneğin aynı, ortada madalyon yerine sekiz uçlu yıldız vardır. Köşeli kıvrık dallardan değişik geniş bir bordur, üstten ve yandan eksik olup, kufi bordürün yerini almıştır. 16. yüzyıldan diğer bir örnek, Metropolitan Museum Ballard Koleksiyonu'ndaki seccadedir. Mihrap nişi hemen hemen Berlin'deki ilk örneğin aynı olmakla beraber, zemin süslemeleri zenginleştirilmiştir. Geniş bordur, köşeli kıvrık dallardan çıkan kancalar Lotus palmetler ve yapraklarla değişik bir örnek gösterir.
Mihrap tabanındaki nişin uzanmış şekliyle, orta madalyonu ve zikzaklı üçgen mihrabı, Berlin orijinalini hatırlatan diğer bir seccade bulut motiflerinden klasik Uşak bordürü ile 17. yüzyıla tarihlendirilebilir. Paris, Musee des Art Decoratifs koleksiyonları arasındadır.
Bellini tipi seccadeler İtalyan ressamları'nın tarihli tablolarında çeşitli şekillerde resmedilmiş olup, sağlam ipuçları vermektedir. Bunların en eskisi 1469 yılından sonraki tarih'lerden Gentile Bellini'nin Londra National Gallery'de bulunan "Meryem ve Çocuk İsa" tablosudur. Diğer örnekler V. Carpaccio'nun Venedik Accademia'da 1495 tarihli "Ursula' nın Vedası" tablosu ve devamı tarih sırası ile şunlardır Johanna Zick den aynen;
1507 L. Lotto, Trevizo yakınında S. Cristina altarı,
1507 Givanni Bellini, Venedik Doc'u Lore'dan Münih, V. Nemes,
1516 V. Carpaccio, Taht üzerinde Meryem Azizlerle, Capodistria Katedrali, ca/ 1519 B. Tisi (il Garofalo), Ferra Ludovico il Moro Sarayı, 1521 L. Lotto, Bergamo S. Sprito IV. Altar Meryem ve Azizler,
1523 L. Lotto, Azize Katarinanın Evlenmesi, Bergamo Carrera Kol.
1524 L. Lotto, Çifte Portre, evvelce Leningrad Gatchina, 16. yüzyıl son yarısı D. Dossi, Bambocciata, Floransa Uffizi,
1555 J. Bassano, Aziz Johannes'in başının kesilmesi, Kopenhag Kraliyet Sanat Müzesi,
1562 Portre, Padua Museo Civico'da dır.
Bu listeye göre Bellini tipi seccadeler, 15. yüzyıl sonuna doğru tablolarda görülmeye başlayarak, 16. yüzyılın son çeyreğine kadar değişik çeşitler halinde gelişmiş, daha sonra 17. yüzyıl başına kadar Hollanda ve İtalyan resminde yalnız çift nişli seccade tipleri olarak devam etmiştir.
Metropolitan Museum Mc Mullan koleksiyonundan gelen 1.8 ft. 10 in, w.5 ft. 3 in. boyutlu halı, kırmızı zemin üzerine karşılıklı iki sekizgen niş, ortada sekiz uçlu bir yıldız örneği gösteriyor. Koyu kahverengi bordur de kalın konturlu iri Çin bulutları arasında yer yer stilize çiçek motifleri vardır. Bu halı, biraz büyükçe bir seccade olmalıdır. Aynı koleksiyondan daha küçük bir halı, yine kırmızı zemin üzerine, bu defa mihrap biçiminde iki inişle karşılıklı sade üçgen, ortada iri bir madalyon, boşluklarda çeşitli süsleme motifleri gösteriyor. Bordur koyu kahverengi zemin üzerine, sarı, mavi ve beyaz konturlu kırmızı renklerle kuvvetle üsluplanmış köşeli çiçekler ve yapraklardan oldukça kaba bir kompozisyondadır.
İstanbul, Türk ve İslam Eserleri Müzesin' de aynı gruptan bazı seccadeler vardır. Bunlardan biri kırmızı zemin üzerine şema olarak Berlin deki orijinalinin benzeri bir mihrap nişi gösteriyor. Yalnız alttaki sekizgen girintinin içi madalyon yaprak ve çiçeklerle dolgulanmış, kandil uzun bir süs motifi haline gelmiş, orta'ya sekiz uçlu bir yıldız, bunun dört tarafına köşebend biçiminde motifler yerleştirilmiştir. Aynı köşebendler mihrap üçgeninin dış köşelerinde sarı zemin üzerinde tekrarlanmıştır. Köşe geçişleri çözümlenmemiş olmakla beraber, ince beyaz konturlu palmetlerin, renkleri alternatif olarak değişen çiçek dolguları ile sıralandığı bordur oldukça ahenkli bir kompozisyon gösteriyor, sağ kenarı yıpranarak kaybolmuştur. Aynı müzede kırmızı zemin üzeri'ne karşılıklı iki sekizgen nişle diğer bir seccade, ortada sekizgen madalyon etrafında küçük rozetler, yanlarda birer köşebend motifi ile dolu bir kompozisyon, sekizgen nişler içinde ve kenarlarda rozetlerden süslemeler gösteriyor. Geniş bordur, değişik renklerle kufi'den gelişen zarif motiflerle bir sıralama halindedir, bir dar kenarı kaybolmuştur.
Yine aynı müzede bu gruptan çok geniş bordürlü değişik diğer bir seccade, tek örnek olarak görünmektedir. Sarı renkli mihrap zemini çok küçülerek hayvan postundan gelişen dar ve uzun, kahverengi benekli bir niş haline gelmiştir. Altta, ucu yarım aylı baklava biçiminde bir girinti motifi var. İri palmet başlığa asılı uzunca bir çiçek dalı, kandilin yerini almış ve tepesine de dekoratif bir lotus tacı yerleştirilmiştir. Mihrap nişi etrafında bunu adeta bir bordur gibi kavrayan çok daha geniş zemin, koyu kahverengi üzerine Kafkas ejder halıları'nın bazı örneklerini hatırlatan çok renkli motiflerle doldurulmuştur.
Bordur tamamen belirsiz bırakılmış, adeta bordürle zemin birbirine karışmıştır. Bu grup seccadelerin son gelişmesi olarak Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde geç devirden diğer bir seccade dikkati çeker. Burada tepesi yarım ayla sonuçlanan merdiven biçiminde kırılmış bir mihrap nişi motifi, aşağıdan yukarı her biri değişik renkli olarak iç içe altı defa tekrar'lanmış, yanlardaki kare boşluklara yine değişik renkli birer madalyon yerleştirilmiştir. Bu garip seccadenin bordürü de küçük kareler içinde geometrik çizgiler halinde bir örneği tekrarlarken, sağ kenarda iri yıldızlarla alternatif olarak değişen bir kompozisyon görülmektedir.
Bu seccadenin değişik bir versiyonu, üst üste sıralanmış nişlerle Berlin İslam Eserleri Müzesi'nde bulunmaktadır.
Metropolitan Museum Ballard koleksiyonunda, bu gruptan bir geç devir seccadesi dana vardır. Burada kırmızı zemin üzerine sarı kırmızı kancalı baklavalar ve geometrik Rumilerle süslenmiş geniş kahverengi bir şeritle çizilen mihrap nişi, basık ve şişkin bir üçgen biçimini almış, alt kenardaki sekizgen girinti de buna uygun olarak genişletilmiş ve ortasına bir baklava madalyon yerleştirilmiştir.
Mihrap nişinin tepesinde yarım ay biçiminde bir alem, orta zeminde iri bir baklava madalyon, bunun alt yanlarında simetrik olarak yandan minberi sembolize eden bir kenar basamaklı iki geniş kahverengi üçgen, biri ortada yeşil, ikisi yanlarda mavi üç asılı kandil ile bu 18. yüzyıl seccadesi iyice zenginleştirilmiş bir örnek gösteriyor. Dış köşeler de ayrıca birer yeşil kandil motifi ile dolgulanmıştır.
Kahverengi zeminli geniş bordur, sarı ve kırmızı renkte köşeli kıvrık dallar, kuvvetle stilize Rûmi ve palmetlerden geometrize kaba bir örnek gösteriyor.
Bundan daha geç bir devirden diğer bir seccade, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesinde aynı grubun bozulmuş bir örneğini gösteriyor. Geniş bir şerit halinde basık üçgen mihrap nişi, alt kenarda yukarı doğru kıvrılarak içi karanfil dolgulu birer sekizgenle nihayetlenmekte, arası boş kalmaktadır. Bu ara boşluğa bir ibrik veya kulplu vazo motifi yerleştirilmiş, mihrap zemini iki sıra halinde simetrik, ters konulmuş manzaralı Kula motifleriyle doldurulmuştur. Tepede okunamayacak kadar silik bir kitabe vardır. Köşe dolguları (spandrels), stilize şematik çiçek ve yaprak motifleriyle süslenmiştir. Beyaz zemin üzeri'ne geniş bordur, renkli çiçekler ve goncalarla seccadenin esas örneğine yabancı bir üsluptadır.
Bugüne kadar bilinen bu grubun en geç seccadesi 19. yüzyıl ortalarından kalmış olmalıdır.
Seccadelerimizi görmek için tıklayınız...
Kaynak: www.eskihalivekilim.com/
Seccadeler
15. yüzyıldan kalan ve bugüne kadar bilinen en eski seccadeler Türk halı sanatında ayrı bir grup halinde gelişmektedir. Bunlardan Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde (şimdi İbrahim Paşa Sarayı'nda) bulunan üç seccade, çeşitli renk ve kompozisyonları ile ilk örnekleri meydana getirmektedir. Bunların birbirinden tamamen farklı şekilleri, burada da Türk halı sanatının yaratma gücünü belli eder.
Bunlardan Sivrihisar Şeyhbahayusuf Tekkesi'nden 10 Kasım 1933'te gelen seccade, 1.28 x 3.11 metre ölçüsünde olup, koyu mavi zemin üzerine üst üste iki sıralı, uçları ok başı biçiminde sonuçlanan sade üçgenlerden, sekizer mihraptan iki sıra halinde on altı mihraptan ibaret bir saf seccade örneği gösteriyor. Kırmızı üzerine sarı renkte, ince kûfili bordur, iki yandan köşeli 'S' biçiminde mavi dar bordürlerle kavranmıştır. Mihrapların ortası, ayrı renkte dört kollu iki yıldızın düz ve çapraz olarak iç içe yerleştirilmesinden meydana gelen sekizgenlerle doldurulmuştur.
Sivrihisar'dan aynı tarihte birlikte gelen diğer seccade, 1.30 x 5.20 metre ölçüsünde olup, beyaz zemin üzerine biri yeşil, diğerleri koyu mavi beş mihraplı saf seccadedir. Selçuklu halılarının bordürlerinde görülen kufi motifler, mihrap kompozisyonu olarak düzenlenmiş, bunların içi kandiller ve madalyonlarla dolgulanıp zenginleştirilmiştir. Alt kenarlarda ayak yerine sekizgen birer yıldız, köşelerde kancalı üçgenler yer almıştır. Kırmızı üzerine sarı veya mavi dört kollu rozetlerden ibaret, geniş bordur mihrapları da birbirinden ayırarak dolanmaktadır.
Konya Kılıçaslan Kümbeti'nden 31 Mart 1930'da gelen 1.29 x 0.86 metre boyutlu üçüncü seccade, diğerlerinden farklı olup, kahverengi tabii yünden bir zemine yukarıdan aşağı uzanan üç marpuç (şerit) arasında birbiri üzerine üç uzun altıgenden ibaret dolgular, mihrap kompozisyonunu meydana getirmektedir. Sarı üzerine yeşil ince kûfili bordur, marpuçların zemin rengi ile ahenklidir. Seccade'lerde görülen mor renk, 15. yüzyıl için karakteristiktir. Selçuklu halılarına nispetle, seccadelerin yünleri daha ince olup, arışlarda daha sık geçirilmiştir.
15. yüzyıl Anadolu seccadelerinin bir grubu, 16. yüzyıl sonlarına kadar hiç ara vermeden devam ederek oldukça zengin varyasyonlar göstermiştir. Bunlarda tezyini bir şeritle belirtilen sade üçgen mihrap nişinin alt kenarında sekizgen biçiminde ikinci bir küçük niş vardır. Sekizgen bazen yukarıda tekrarlanarak çift mihraplı seccadeler yapılıyor, bu niş baş aşağı da konabiliyor.
Bu sekizgen girinti (anahtar deliği girintili köşe) olarak belirlendiği gibi (John Milis) Enderlein abdest şadırvanı ile su kanalı, Charles Grant Ellis ise Çin ejder kaftanların da ibadet edenin sembolik olarak yükseltilmiş zeminde durduğu stilize dağ olarak görmektedir. Aslında mihraba sembolik bir girişten başka bir şey değildir.
Berlin İslam Eserleri Müzesi'nde biri iri palın et biçiminde değişik mihraplı bir Memlûk seccadesi, biri 15. yüzyıl sonundan, diğeri 16. yüzyıldan iki Anadolu seccadesi vardır. Bu çeşit seccadelerin tasvirleri Avrupa ressamları'nın tablolarında 1469'dan başlayarak 1562'ye kadar görülmektedir. Daha sonra 17. yüzyıla kadar Hollanda ve İtalya tablolarında sadece çift nişli seccade tipleri olarak tasvir edilmiştir.
Bu çeşit Bellini tipi ve benzeri seccadeler az sayıda Batı Avrupa'ya ihraç edilmiştir. 1490-1520 arasında Venedik ve diğer Kuzey İtalya resimlerinde oldukça sık, daha sonraları 1550'ye kadar nadiren görülür, ilk örneklerden biri Gentile Bellini'nin Londra National Gallery'de bulunan resminde görülmektedir ki, bu Giovanni Bellini'nin 1507 tarihli resminde tasvir edilen seccadenin hemen tam benzeridir. Münih galerisinde bulunan Giovanni Bellininin bu 1507 tarihli Venedik Doc'u Loredan tablosunda masanın ayakları altında böyle bir seccade serilidir. Berlin İslam Sanatı Müzesi'nde bulunan bir seccade bunun tam benzeridir. Düz üçgen mihrap altta içeriye doğru sekizgen bir girinti meydana getiriyor. Ortada büyük bir madalyon ve yukarıdan aşağı sarkan bir kandil motifi ile kufi bordur, kompozisyonu tamamlıyor.
15. yüzyıla giren bu şahane seccadeden başka, Berlin Müzesi'nde buna benzer kompozisyonda iki seccade daha vardır. Bellini' lerden başka Carpaccio, Lorenzo Lotto resimlerinde bu seccadeleri tasvir etmişlerdir. Berlin seccadesinin kufi bordürü 15. yüzyıl sonu, 16. yüzyıl başı kufiden bozma bordürlere uygun olup, ilk Lotto halılarında aynı şekilde görülmektedir.
Berlin Müzesi'nde 16. yüzyıldan kalan seccade ve mihrap tabanındaki sekizgen niş kancalarla süslü ince bir şerit halinde uzanmıştır. Açık kırmızı zemin üzerinde kandil, ilk örneğin aynı, ortada madalyon yerine sekiz uçlu yıldız vardır. Köşeli kıvrık dallardan değişik geniş bir bordur, üstten ve yandan eksik olup, kufi bordürün yerini almıştır. 16. yüzyıldan diğer bir örnek, Metropolitan Museum Ballard Koleksiyonu'ndaki seccadedir. Mihrap nişi hemen hemen Berlin'deki ilk örneğin aynı olmakla beraber, zemin süslemeleri zenginleştirilmiştir. Geniş bordur, köşeli kıvrık dallardan çıkan kancalar Lotus palmetler ve yapraklarla değişik bir örnek gösterir.
Mihrap tabanındaki nişin uzanmış şekliyle, orta madalyonu ve zikzaklı üçgen mihrabı, Berlin orijinalini hatırlatan diğer bir seccade bulut motiflerinden klasik Uşak bordürü ile 17. yüzyıla tarihlendirilebilir. Paris, Musee des Art Decoratifs koleksiyonları arasındadır.
Bellini tipi seccadeler İtalyan ressamları'nın tarihli tablolarında çeşitli şekillerde resmedilmiş olup, sağlam ipuçları vermektedir. Bunların en eskisi 1469 yılından sonraki tarih'lerden Gentile Bellini'nin Londra National Gallery'de bulunan "Meryem ve Çocuk İsa" tablosudur. Diğer örnekler V. Carpaccio'nun Venedik Accademia'da 1495 tarihli "Ursula' nın Vedası" tablosu ve devamı tarih sırası ile şunlardır Johanna Zick den aynen;
1507 L. Lotto, Trevizo yakınında S. Cristina altarı,
1507 Givanni Bellini, Venedik Doc'u Lore'dan Münih, V. Nemes,
1516 V. Carpaccio, Taht üzerinde Meryem Azizlerle, Capodistria Katedrali, ca/ 1519 B. Tisi (il Garofalo), Ferra Ludovico il Moro Sarayı, 1521 L. Lotto, Bergamo S. Sprito IV. Altar Meryem ve Azizler,
1523 L. Lotto, Azize Katarinanın Evlenmesi, Bergamo Carrera Kol.
1524 L. Lotto, Çifte Portre, evvelce Leningrad Gatchina, 16. yüzyıl son yarısı D. Dossi, Bambocciata, Floransa Uffizi,
1555 J. Bassano, Aziz Johannes'in başının kesilmesi, Kopenhag Kraliyet Sanat Müzesi,
1562 Portre, Padua Museo Civico'da dır.
Bu listeye göre Bellini tipi seccadeler, 15. yüzyıl sonuna doğru tablolarda görülmeye başlayarak, 16. yüzyılın son çeyreğine kadar değişik çeşitler halinde gelişmiş, daha sonra 17. yüzyıl başına kadar Hollanda ve İtalyan resminde yalnız çift nişli seccade tipleri olarak devam etmiştir.
Metropolitan Museum Mc Mullan koleksiyonundan gelen 1.8 ft. 10 in, w.5 ft. 3 in. boyutlu halı, kırmızı zemin üzerine karşılıklı iki sekizgen niş, ortada sekiz uçlu bir yıldız örneği gösteriyor. Koyu kahverengi bordur de kalın konturlu iri Çin bulutları arasında yer yer stilize çiçek motifleri vardır. Bu halı, biraz büyükçe bir seccade olmalıdır. Aynı koleksiyondan daha küçük bir halı, yine kırmızı zemin üzerine, bu defa mihrap biçiminde iki inişle karşılıklı sade üçgen, ortada iri bir madalyon, boşluklarda çeşitli süsleme motifleri gösteriyor. Bordur koyu kahverengi zemin üzerine, sarı, mavi ve beyaz konturlu kırmızı renklerle kuvvetle üsluplanmış köşeli çiçekler ve yapraklardan oldukça kaba bir kompozisyondadır.
İstanbul, Türk ve İslam Eserleri Müzesin' de aynı gruptan bazı seccadeler vardır. Bunlardan biri kırmızı zemin üzerine şema olarak Berlin deki orijinalinin benzeri bir mihrap nişi gösteriyor. Yalnız alttaki sekizgen girintinin içi madalyon yaprak ve çiçeklerle dolgulanmış, kandil uzun bir süs motifi haline gelmiş, orta'ya sekiz uçlu bir yıldız, bunun dört tarafına köşebend biçiminde motifler yerleştirilmiştir. Aynı köşebendler mihrap üçgeninin dış köşelerinde sarı zemin üzerinde tekrarlanmıştır. Köşe geçişleri çözümlenmemiş olmakla beraber, ince beyaz konturlu palmetlerin, renkleri alternatif olarak değişen çiçek dolguları ile sıralandığı bordur oldukça ahenkli bir kompozisyon gösteriyor, sağ kenarı yıpranarak kaybolmuştur. Aynı müzede kırmızı zemin üzeri'ne karşılıklı iki sekizgen nişle diğer bir seccade, ortada sekizgen madalyon etrafında küçük rozetler, yanlarda birer köşebend motifi ile dolu bir kompozisyon, sekizgen nişler içinde ve kenarlarda rozetlerden süslemeler gösteriyor. Geniş bordur, değişik renklerle kufi'den gelişen zarif motiflerle bir sıralama halindedir, bir dar kenarı kaybolmuştur.
Yine aynı müzede bu gruptan çok geniş bordürlü değişik diğer bir seccade, tek örnek olarak görünmektedir. Sarı renkli mihrap zemini çok küçülerek hayvan postundan gelişen dar ve uzun, kahverengi benekli bir niş haline gelmiştir. Altta, ucu yarım aylı baklava biçiminde bir girinti motifi var. İri palmet başlığa asılı uzunca bir çiçek dalı, kandilin yerini almış ve tepesine de dekoratif bir lotus tacı yerleştirilmiştir. Mihrap nişi etrafında bunu adeta bir bordur gibi kavrayan çok daha geniş zemin, koyu kahverengi üzerine Kafkas ejder halıları'nın bazı örneklerini hatırlatan çok renkli motiflerle doldurulmuştur.
Bordur tamamen belirsiz bırakılmış, adeta bordürle zemin birbirine karışmıştır. Bu grup seccadelerin son gelişmesi olarak Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde geç devirden diğer bir seccade dikkati çeker. Burada tepesi yarım ayla sonuçlanan merdiven biçiminde kırılmış bir mihrap nişi motifi, aşağıdan yukarı her biri değişik renkli olarak iç içe altı defa tekrar'lanmış, yanlardaki kare boşluklara yine değişik renkli birer madalyon yerleştirilmiştir. Bu garip seccadenin bordürü de küçük kareler içinde geometrik çizgiler halinde bir örneği tekrarlarken, sağ kenarda iri yıldızlarla alternatif olarak değişen bir kompozisyon görülmektedir.
Bu seccadenin değişik bir versiyonu, üst üste sıralanmış nişlerle Berlin İslam Eserleri Müzesi'nde bulunmaktadır.
Metropolitan Museum Ballard koleksiyonunda, bu gruptan bir geç devir seccadesi dana vardır. Burada kırmızı zemin üzerine sarı kırmızı kancalı baklavalar ve geometrik Rumilerle süslenmiş geniş kahverengi bir şeritle çizilen mihrap nişi, basık ve şişkin bir üçgen biçimini almış, alt kenardaki sekizgen girinti de buna uygun olarak genişletilmiş ve ortasına bir baklava madalyon yerleştirilmiştir.
Mihrap nişinin tepesinde yarım ay biçiminde bir alem, orta zeminde iri bir baklava madalyon, bunun alt yanlarında simetrik olarak yandan minberi sembolize eden bir kenar basamaklı iki geniş kahverengi üçgen, biri ortada yeşil, ikisi yanlarda mavi üç asılı kandil ile bu 18. yüzyıl seccadesi iyice zenginleştirilmiş bir örnek gösteriyor. Dış köşeler de ayrıca birer yeşil kandil motifi ile dolgulanmıştır.
Kahverengi zeminli geniş bordur, sarı ve kırmızı renkte köşeli kıvrık dallar, kuvvetle stilize Rûmi ve palmetlerden geometrize kaba bir örnek gösteriyor.
Bundan daha geç bir devirden diğer bir seccade, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesinde aynı grubun bozulmuş bir örneğini gösteriyor. Geniş bir şerit halinde basık üçgen mihrap nişi, alt kenarda yukarı doğru kıvrılarak içi karanfil dolgulu birer sekizgenle nihayetlenmekte, arası boş kalmaktadır. Bu ara boşluğa bir ibrik veya kulplu vazo motifi yerleştirilmiş, mihrap zemini iki sıra halinde simetrik, ters konulmuş manzaralı Kula motifleriyle doldurulmuştur. Tepede okunamayacak kadar silik bir kitabe vardır. Köşe dolguları (spandrels), stilize şematik çiçek ve yaprak motifleriyle süslenmiştir. Beyaz zemin üzeri'ne geniş bordur, renkli çiçekler ve goncalarla seccadenin esas örneğine yabancı bir üsluptadır.
Bugüne kadar bilinen bu grubun en geç seccadesi 19. yüzyıl ortalarından kalmış olmalıdır.
Seccadelerimizi görmek için tıklayınız...
Kaynak: www.eskihalivekilim.com/
OSMANLI HALILARI TARİHİ
OSMANLI HALILARI TARİHİ
II. Tip Holbein veya Lotto Halıları
İlk bakışta çok farklı görülmekle beraber, aynı şemayı muhafaza eden bu halılarda bitki motifleri hâkimdir. Konturları tamamen kaybolmuş sekizgenler ve dört kollu baklavalar ilk Holbein' lerdeki geometrik karakterlerini kaybederek belirsiz konturlu motifler Rûmilerle palmetlerin ince saplarla gevşek olarak ve simetrik şekilde birbirine bağlanmasından doğmuştur. Altta ve üstteki dişli üçgen yapraklar da yeni ortaya çıkan motiflerdir. Çoğu kırmızı zemin üzerine sarı, bazen koyu mavi üzerine sarı Rumi palmet kompozisyonudur. Holbein'in hiçbir zaman tablolarında resmetmediği bu halılar, Venedikli ressam Lorenzo Lotto' nun resimlerinde birkaç defa görüldüğü için, son yıllarda Lotto halıları olarak tanınmaya başlamıştır. Aslında, Lotto' dan önce 1516' dan başlayarak birçok İtalyan resminde, 1520'den sonra Portekiz resminde, yüzyılın ikinci yarısında Kuzey Avrupa ve İngiliz resminde bu tip halı tasvirleri görülür. Hollanda''da masa örtüsü olarak çok kullanılan bu halıların tasvirleri, Avrupa resminde 1660'a kadar devam etmiş ve daha sonraki yıllarda da tek tük görülmüştür. 16. yüzyıl sonunda birdenbire ilk örnekleri görülen Lotto halıları, 17. yüzyıl sonlarında bir anda ortadan kaybolmuştur. Çeşitli müze ve koleksiyonlarda kalan yüzlerce Lotto halısı arasında 6 metre uzunlukta ve armalı olanlar vardır. Değişik boylarda yapılan bu halılarda motifler de sık ve seyrek olabilir. Kufiden gelişen bordürler yanında klasik Uşak halılarını hatırlatan bulut motifi bordürler ayrıca kartuşlu ve kıvrık dallı olarak çok zengin ve değişik bordürler görülür.
Lorenzo Lotto, Venedik'te S.Giovanni Paolo kilisesinde altar resminde ve Londra National Gallery'de aile grubu tablosunda bu halı'ları bütün detayları ile resmetmiştir. İtalyan resminde ayrıca Sebastiano del Piombo evvelce Harewood koleksiyonunda bulunan 1516 tarihli grup portresinde ve L. Longhi' nin Berlin Gemâlde Galerie'de bulunan tablosunda bu halılar başarıyla resmedilmiştir.
İtalya'da çok sevilen ve tanınan bu tip halı'ların sipariş üzerine yaptırıldığını gösteren iki örnek, Centurione ve Doria ailesinin armalarını taşımakta olup, New York Metropolitan ve Hamburg Kunst und Gewerbe Müzelerinde bulunmaktadır. Böyle armalı halılar, sipariş üzerine Türkiye'de yapılıyordu. Bu bilgilere göre Polonya'da Türk kumaşları çok rağbette olup, ortaçağdan beri ithal ediliyordu. Bu ticaret 1439'da ilk anlaşma imzalanarak gelişti. Kral Sigismund Auguste ve Stefan Batory Türk kumaş ve halıları sipariş ettiler. Memleket ileri gelenleri, asiller (Les magnats) kendi armaları ile işlenmiş halılar sipariş ediyorlardı. Türk dokumalarının Polonya'daki şöhreti envanter kayıtları, vergi defterleri ve kanun'larla belgelenmiştir. Doğudan en büyük sanat ithali Kral Jean III zamanındadır.
XVI. yüzyıl sonundan kufiden gelişen bordur ile çok iyi korunmuş bir Lotto halısı da Londra Victoria and Albert müzesinde bulunmaktadır.
T.İ.E.M.' de bulunan 17. yüzyıl kırmızı zemin üzerine sarı örnekli Lotto halısında klasik Uşak bordürü bulut motifleri arasındaki rozet çiçekleri ortasına birer gamalı haç dolgu yerleştirilmiştir. 5.18 x 2.75 m. boyundaki bu halı, 10 Mayıs 1930'da Antalya Murat Paşa Camii' inden getirilmiştir. Zemini koyu mavi olan örnekleri de vardır. Vakıflar Halı Müzesi'nde kahverengi zemin üzerine mavi örneklerle değişik bir örnekte palmetler arasında kırmızı dolgular vardır. Belirsiz kompozisyonu ile bu halı, geç bir devre, 17. yüzyıl sonuna girebilir.
16. yüzyıldan klasik Uşak bordürü ile çok iyi durumda diğer bir Lotto halısı da Philadelphia Müzesi koleksiyonları arasındadır.
Birinci tip veya küçük örnekli Holbein halıları ile, ikinci tip Holbein veya Lotto halıları Uşak halıları grubuna geçişi hazırlamıştır. Özellikle Lotto adına bağlanan halıların palmet ve Rûmi motifleri madalyonlu, Uşak halı'larında çeşitli şekillerde devam edip değerlendirilmiştir.
Venedik San Giovanni Paolo kilisesinde Lorenzo Lotto' nun bir altar resminde böyle bir halı bütün detaylarıyla aslına uygun olarak resmedilmiştir. New York Metropolitan Müzesinde karakteristik kufi bordürlü küçük parça 16. yüzyıldan kalmadır. Yine aynı müze'de Mc Mullan koleksiyonundan gelen tanınmış halı ise çiçek bordürlü olup sol üst köşe'de Genova' lı aile Genturione ve Dorialar' ın armasını taşımaktadır. Aynı ailenin armasıyla diğer bir Lotto halısı Hamburg Kunst Und Gewerbe Müzesi'nde bulun makta olup 1600 yıllarına tarihlenmektedir.
Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ndeki karakteristik örnekler arasında zemini mavi renkli olan halıda kırmızı renkte sekizgenler basıklaşmış, kırmızı zeminli baklavalar, içleri mavi palmet dolgulu sarı renkte çifte palmetlerle değişik bir kompozisyondadır ve 17. yüzyıl sonuna girer. Mavi zeminli diğer Lotto halılarına New York Mc Mullan koleksiyonu ile Hollanda da özel bir koleksiyonda rastlanmıştır. Sultanahmet Vakıflar Müzesi'nde kahverengi zemin üzerine mavi ve yeşil örneklerle diğer bir halı Lottoların son örneğidir denebilir. Bu halının örneklerini meydana getiren Rûmi ve palmet motifleri madalyonlu Uşak halılarında biraz daha değişikliğe uğrayarak devam ettirilmiştir.
I I I. Tip veya Büyük Örnekli Holbein Halıları
Zeminin bütün genişliğine yerleştirilen içi sekizgenle doldurulmuş büyük karelerin üst üste sıralandığı sade bir örnek gösterir. Bunlarda uzunlama iki veya dört büyük kare olabilir. 15. yüzyıl boyunca gelişen bu tip halıların kökleri, Anadolu hayvan halıları ile, 14. yüzyılın tablolardan tanıdığımız geometrik motifli halılarına dayanmaktadır. Büyük kareler eşit olup, geometrik veya bitki motiflerinden bir çerçeve ile kavranmıştır. İlk örneklerde görülen örgülü kufi bordur karakteristiktir. Esas motifleri oluşturan büyük sekizgenler yıldızlar ve geometrik bitki motifleriyle dolgulanmış büyük karelerin köşeleri de kancalı üçgen dolgularla süslenmiştir.
Bu tip halılar, daha Holbein' den önce Avrupa'da çok tanınıyordu. 1460'tan 1550'ye kadar İtalya, ispanya, Fransa'da ve İngiliz resminde görülen bu çeşit halılar, küçük örnekli diğer iki tip halılara nispetle desenler ve detaylarda çeşitli zengin değişiklikler göstermektedir.
Bu büyük örnekli III. tip Holbein halılarının tasvirleri ilk olarak 1468'de Marco Constanzo' nun Syraküza katedralinde St. Gerolamo tablosunda, 1476'da Antonello da Massina'nin Dresden galerisinde St. Sebastian resminde görülür.
Daha önce 1526'da Dresden'de bulunan Meryem ve Basel Belediye Reisi Meyer ve ailesi tablosunda resmettiği dört büyük kareli bu tip bir halı tasviri ile bunlara adını vermiştir, ispanya'da çok tanınan bu çeşit halıların 15. yüzyıl sonunda Güney ispanya halı merkezlerinde yapılmış taklitleri vardır.
Vakıflar Halı Müzesi'nde bulunan nadir örnekler arasında ortasında kancalı sekizgeniyle tek bir büyük kareden ibaret halı, stilize palın et ve bitki dolgularıyla süslemelidir. Bordur kartuş desenlidir. Bu halı 16. yüzyıl sonuna girebilir. Aynı müzede bulunan diğer halıda çerçevesiz olarak kollara bölünmüş iki sekizgen ile bordürde kufiden bozma motifler sıralanmıştır. 17. yüzyıl başına girer. Büyük kareler içine alınmış sekiz kollu motifler ve Çin bulutlu bordürleriyle aynı müzede bulunan diğer halı 17. yüzyıl sonuna tarihlenir.
Yine bu müzede parlak canlı renklerle klasik şemanın bozulmuş ve geç bir devamını gösteren halı ise 18. yüzyıl ortalarına tarihlenebilir.
Berlin Müzesinde üç ve dört karenin üst üste sıralandığı iki şahane, biri 16. yüzyıl başından diğeri ortasından kalan nadir örneklerdir. Bunlardan birincisi 16. yüzyıl başından kufi bordürlü ve kırmızı zemin üzerine dikine sıralanmış dört büyük kareli, 4.30 x 2.00 m büyüklükteki halı bütün özellikleriyle klasik bir örneği göstermektedir. Holbein'den önce bu tip halıları resmeden İtalyan ressamlarından Carlo Crivelli'nin Londra National Gallery' de bulunan tepşir resminde tavus kuşunun solunda balkondan gösterişli bir şekil'de sarkan halı ile bunun öncüsü olmuştur. Bu tip halıların kufi bordürlü ve yıldız biçimini al'mış sekizgenlerle değişik bir örneğini Ghirlandojo' nun Floransa Uffizi' deki Meryem'in tahtı altına serilmiş olarak görmekteyiz.
Andrea Solario' nun Milano Brera'da bulu'nan Domenico Morone resminde de böyle bir halı masa örtüsü olarak kullanılmıştır. Carpaccio 'nun yüzyılın sonuna doğru Venedik' teki 1495 tarihli meşhur Ursula efsane'si serisinde gondoldan sarkan halılardan ikisi bu tipe girer. Venedik'te Accademia' da bulunan bu resim yanında aynı yerdeki Mansuetti' nin bir resminde pencere ve balkondan Venedik adetine göre bu tipten halıların sarkıtıldığı görülür.
Genç Hans Holbein'in Londra National Gallery' de bulunan 1533 tarihli "Elçiler" tablo'sunda onun adını alan bu halıların karakteristik bir örneği masa üzerine serilmiş olarak resmedilmiştir.
15. yüzyıl sonundan diğer halı V. Foppa'nın 1485 tarihli freskinde görülür. Milano, Galleria Brerada bulunan bu freskte kucağında Çocuk isa ile Meryem'in önünde korkuluktan aşağı sarkan Holbein III. Tipi halı örgülü ve kûfili bir bordürle erken devri işaret ediyor. 1460 tarihli bir Fransız minyatüründe kufi bordürlü diğer bir Holbein III. tipi halı resmedilmiştir. Viyana Milli Kütüphanede bulunan Dük Rene d'Anjou' ya ait "Livre du cuer d'amour espris" minyatüründe yatağın önüne serili halı erken devir Holbein halısı tasviri karakteristik şekilde verilmiştir. Sağda divanın önünde ise kademeli kancalı sekizgenlerle Memling veya Türkmen gülü motifli diğer bir 15. yüzyıl halısı serilidir.
Adı bilinmeyen bir ressamın St. Giles'in ayini tablosunda (1500 tarihli) geniş örnekli Holbein halısı yere serili olarak tasvir edilmiştir. Burada büyük kareler içerisinde sekizgen dolgu örneği iki defa tekrarlanmıştır.
Batı resminde olduğu gibi minyatürlerde de bu tip halılar tasvir edilmiştir. Kahire Millet Kütüphanesi'nde bulunan bir Kelile Dimne yazmasında tahtın altına serili halı üç büyük sekizgenin üst üste sıralandığı böyle bir halı tipini tasvir ettiği gibi kufi bordürü ile de 15. yüzyıl son yarısına işaret etmektedir.
Kahire, Mısır Milli Kütüphanesi'nde bulunan Kelile Dimne yazmasının 743 (1343-44) 14. yüzyılın ikinci yarısında yapılan bir minyatüründe III. tip geniş örnekli Holbein halısı tasviri görülmektedir. Kufi bordürlü halıda beyaz geometrik dolgulu sekizgen örnek açıkça belirtilmiştir.
Kral Rene d'Anjou için yapılan 1460 tarihli Fransız minyatüründe (Viyana National Bib.) ayakta duran erkeğin bastığı halı da bu örneği gösterir. Yatağın altına serili halı ise, III. tip Büyük örnekli Holbein grubuna girer. Bundan sonra Memling'in diğer birçok tablolarında resmedilmiştir.
Böyle bir halının orijinali Budapeşte Museum of Applied Arts'da 2 parça halinde (62 x 93 cm. ve 107 x 93 cm.) bulunmuştur. Küçük örnekli karelere bölünmüş birinci tip Holbein halıları kompozisyonunun değişik bir tertibini gösteren bu halıda sarı zemin üzerine kırmızı olarak basamaklı ve kancalı konturlu, ortada yıldız dolguları olan baklavaların kare bölümleri içinde sıralandığı zeminle daha sonraki Bergama halılarında görülen bir bordur örneği vardır. 15. yüzyıl sonuna tarihlendirilen bu halının, Konya Mevlana Müzesi'nde bulunan aynı kompozisyonda ve kufiden bozma bordürle küçük bir parça halinde bir benzeri de buna yakın tarihten kalmış olmalıdır. Bu motif daha sonraki Bergama ve Kafkas halılarında tekrar edilmiş olup, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde (İbrahim Paşa Sarayı) bulunan bir halı, bunun çok geç bir devamını gösterir.
Kancalarla süslü basamaklı sekizgenler şeklinde ortaya çıkan Memling gülü motifi Kazak halılarında 19. yüzyıl boyunca devam ettirilmiştir, bunlar arasında seccadeler de vardır. Türkmen gülü de denen bu motifle yapılmış halılar bugün bile Yörükler tarafından dokunarak bütün Anadolu'ya yayılmıştır.
Halılarımızı görmek için tıklayınız...
II. Tip Holbein veya Lotto Halıları
İlk bakışta çok farklı görülmekle beraber, aynı şemayı muhafaza eden bu halılarda bitki motifleri hâkimdir. Konturları tamamen kaybolmuş sekizgenler ve dört kollu baklavalar ilk Holbein' lerdeki geometrik karakterlerini kaybederek belirsiz konturlu motifler Rûmilerle palmetlerin ince saplarla gevşek olarak ve simetrik şekilde birbirine bağlanmasından doğmuştur. Altta ve üstteki dişli üçgen yapraklar da yeni ortaya çıkan motiflerdir. Çoğu kırmızı zemin üzerine sarı, bazen koyu mavi üzerine sarı Rumi palmet kompozisyonudur. Holbein'in hiçbir zaman tablolarında resmetmediği bu halılar, Venedikli ressam Lorenzo Lotto' nun resimlerinde birkaç defa görüldüğü için, son yıllarda Lotto halıları olarak tanınmaya başlamıştır. Aslında, Lotto' dan önce 1516' dan başlayarak birçok İtalyan resminde, 1520'den sonra Portekiz resminde, yüzyılın ikinci yarısında Kuzey Avrupa ve İngiliz resminde bu tip halı tasvirleri görülür. Hollanda''da masa örtüsü olarak çok kullanılan bu halıların tasvirleri, Avrupa resminde 1660'a kadar devam etmiş ve daha sonraki yıllarda da tek tük görülmüştür. 16. yüzyıl sonunda birdenbire ilk örnekleri görülen Lotto halıları, 17. yüzyıl sonlarında bir anda ortadan kaybolmuştur. Çeşitli müze ve koleksiyonlarda kalan yüzlerce Lotto halısı arasında 6 metre uzunlukta ve armalı olanlar vardır. Değişik boylarda yapılan bu halılarda motifler de sık ve seyrek olabilir. Kufiden gelişen bordürler yanında klasik Uşak halılarını hatırlatan bulut motifi bordürler ayrıca kartuşlu ve kıvrık dallı olarak çok zengin ve değişik bordürler görülür.
Lorenzo Lotto, Venedik'te S.Giovanni Paolo kilisesinde altar resminde ve Londra National Gallery'de aile grubu tablosunda bu halı'ları bütün detayları ile resmetmiştir. İtalyan resminde ayrıca Sebastiano del Piombo evvelce Harewood koleksiyonunda bulunan 1516 tarihli grup portresinde ve L. Longhi' nin Berlin Gemâlde Galerie'de bulunan tablosunda bu halılar başarıyla resmedilmiştir.
İtalya'da çok sevilen ve tanınan bu tip halı'ların sipariş üzerine yaptırıldığını gösteren iki örnek, Centurione ve Doria ailesinin armalarını taşımakta olup, New York Metropolitan ve Hamburg Kunst und Gewerbe Müzelerinde bulunmaktadır. Böyle armalı halılar, sipariş üzerine Türkiye'de yapılıyordu. Bu bilgilere göre Polonya'da Türk kumaşları çok rağbette olup, ortaçağdan beri ithal ediliyordu. Bu ticaret 1439'da ilk anlaşma imzalanarak gelişti. Kral Sigismund Auguste ve Stefan Batory Türk kumaş ve halıları sipariş ettiler. Memleket ileri gelenleri, asiller (Les magnats) kendi armaları ile işlenmiş halılar sipariş ediyorlardı. Türk dokumalarının Polonya'daki şöhreti envanter kayıtları, vergi defterleri ve kanun'larla belgelenmiştir. Doğudan en büyük sanat ithali Kral Jean III zamanındadır.
XVI. yüzyıl sonundan kufiden gelişen bordur ile çok iyi korunmuş bir Lotto halısı da Londra Victoria and Albert müzesinde bulunmaktadır.
T.İ.E.M.' de bulunan 17. yüzyıl kırmızı zemin üzerine sarı örnekli Lotto halısında klasik Uşak bordürü bulut motifleri arasındaki rozet çiçekleri ortasına birer gamalı haç dolgu yerleştirilmiştir. 5.18 x 2.75 m. boyundaki bu halı, 10 Mayıs 1930'da Antalya Murat Paşa Camii' inden getirilmiştir. Zemini koyu mavi olan örnekleri de vardır. Vakıflar Halı Müzesi'nde kahverengi zemin üzerine mavi örneklerle değişik bir örnekte palmetler arasında kırmızı dolgular vardır. Belirsiz kompozisyonu ile bu halı, geç bir devre, 17. yüzyıl sonuna girebilir.
16. yüzyıldan klasik Uşak bordürü ile çok iyi durumda diğer bir Lotto halısı da Philadelphia Müzesi koleksiyonları arasındadır.
Birinci tip veya küçük örnekli Holbein halıları ile, ikinci tip Holbein veya Lotto halıları Uşak halıları grubuna geçişi hazırlamıştır. Özellikle Lotto adına bağlanan halıların palmet ve Rûmi motifleri madalyonlu, Uşak halı'larında çeşitli şekillerde devam edip değerlendirilmiştir.
Venedik San Giovanni Paolo kilisesinde Lorenzo Lotto' nun bir altar resminde böyle bir halı bütün detaylarıyla aslına uygun olarak resmedilmiştir. New York Metropolitan Müzesinde karakteristik kufi bordürlü küçük parça 16. yüzyıldan kalmadır. Yine aynı müze'de Mc Mullan koleksiyonundan gelen tanınmış halı ise çiçek bordürlü olup sol üst köşe'de Genova' lı aile Genturione ve Dorialar' ın armasını taşımaktadır. Aynı ailenin armasıyla diğer bir Lotto halısı Hamburg Kunst Und Gewerbe Müzesi'nde bulun makta olup 1600 yıllarına tarihlenmektedir.
Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ndeki karakteristik örnekler arasında zemini mavi renkli olan halıda kırmızı renkte sekizgenler basıklaşmış, kırmızı zeminli baklavalar, içleri mavi palmet dolgulu sarı renkte çifte palmetlerle değişik bir kompozisyondadır ve 17. yüzyıl sonuna girer. Mavi zeminli diğer Lotto halılarına New York Mc Mullan koleksiyonu ile Hollanda da özel bir koleksiyonda rastlanmıştır. Sultanahmet Vakıflar Müzesi'nde kahverengi zemin üzerine mavi ve yeşil örneklerle diğer bir halı Lottoların son örneğidir denebilir. Bu halının örneklerini meydana getiren Rûmi ve palmet motifleri madalyonlu Uşak halılarında biraz daha değişikliğe uğrayarak devam ettirilmiştir.
I I I. Tip veya Büyük Örnekli Holbein Halıları
Zeminin bütün genişliğine yerleştirilen içi sekizgenle doldurulmuş büyük karelerin üst üste sıralandığı sade bir örnek gösterir. Bunlarda uzunlama iki veya dört büyük kare olabilir. 15. yüzyıl boyunca gelişen bu tip halıların kökleri, Anadolu hayvan halıları ile, 14. yüzyılın tablolardan tanıdığımız geometrik motifli halılarına dayanmaktadır. Büyük kareler eşit olup, geometrik veya bitki motiflerinden bir çerçeve ile kavranmıştır. İlk örneklerde görülen örgülü kufi bordur karakteristiktir. Esas motifleri oluşturan büyük sekizgenler yıldızlar ve geometrik bitki motifleriyle dolgulanmış büyük karelerin köşeleri de kancalı üçgen dolgularla süslenmiştir.
Bu tip halılar, daha Holbein' den önce Avrupa'da çok tanınıyordu. 1460'tan 1550'ye kadar İtalya, ispanya, Fransa'da ve İngiliz resminde görülen bu çeşit halılar, küçük örnekli diğer iki tip halılara nispetle desenler ve detaylarda çeşitli zengin değişiklikler göstermektedir.
Bu büyük örnekli III. tip Holbein halılarının tasvirleri ilk olarak 1468'de Marco Constanzo' nun Syraküza katedralinde St. Gerolamo tablosunda, 1476'da Antonello da Massina'nin Dresden galerisinde St. Sebastian resminde görülür.
Daha önce 1526'da Dresden'de bulunan Meryem ve Basel Belediye Reisi Meyer ve ailesi tablosunda resmettiği dört büyük kareli bu tip bir halı tasviri ile bunlara adını vermiştir, ispanya'da çok tanınan bu çeşit halıların 15. yüzyıl sonunda Güney ispanya halı merkezlerinde yapılmış taklitleri vardır.
Vakıflar Halı Müzesi'nde bulunan nadir örnekler arasında ortasında kancalı sekizgeniyle tek bir büyük kareden ibaret halı, stilize palın et ve bitki dolgularıyla süslemelidir. Bordur kartuş desenlidir. Bu halı 16. yüzyıl sonuna girebilir. Aynı müzede bulunan diğer halıda çerçevesiz olarak kollara bölünmüş iki sekizgen ile bordürde kufiden bozma motifler sıralanmıştır. 17. yüzyıl başına girer. Büyük kareler içine alınmış sekiz kollu motifler ve Çin bulutlu bordürleriyle aynı müzede bulunan diğer halı 17. yüzyıl sonuna tarihlenir.
Yine bu müzede parlak canlı renklerle klasik şemanın bozulmuş ve geç bir devamını gösteren halı ise 18. yüzyıl ortalarına tarihlenebilir.
Berlin Müzesinde üç ve dört karenin üst üste sıralandığı iki şahane, biri 16. yüzyıl başından diğeri ortasından kalan nadir örneklerdir. Bunlardan birincisi 16. yüzyıl başından kufi bordürlü ve kırmızı zemin üzerine dikine sıralanmış dört büyük kareli, 4.30 x 2.00 m büyüklükteki halı bütün özellikleriyle klasik bir örneği göstermektedir. Holbein'den önce bu tip halıları resmeden İtalyan ressamlarından Carlo Crivelli'nin Londra National Gallery' de bulunan tepşir resminde tavus kuşunun solunda balkondan gösterişli bir şekil'de sarkan halı ile bunun öncüsü olmuştur. Bu tip halıların kufi bordürlü ve yıldız biçimini al'mış sekizgenlerle değişik bir örneğini Ghirlandojo' nun Floransa Uffizi' deki Meryem'in tahtı altına serilmiş olarak görmekteyiz.
Andrea Solario' nun Milano Brera'da bulu'nan Domenico Morone resminde de böyle bir halı masa örtüsü olarak kullanılmıştır. Carpaccio 'nun yüzyılın sonuna doğru Venedik' teki 1495 tarihli meşhur Ursula efsane'si serisinde gondoldan sarkan halılardan ikisi bu tipe girer. Venedik'te Accademia' da bulunan bu resim yanında aynı yerdeki Mansuetti' nin bir resminde pencere ve balkondan Venedik adetine göre bu tipten halıların sarkıtıldığı görülür.
Genç Hans Holbein'in Londra National Gallery' de bulunan 1533 tarihli "Elçiler" tablo'sunda onun adını alan bu halıların karakteristik bir örneği masa üzerine serilmiş olarak resmedilmiştir.
15. yüzyıl sonundan diğer halı V. Foppa'nın 1485 tarihli freskinde görülür. Milano, Galleria Brerada bulunan bu freskte kucağında Çocuk isa ile Meryem'in önünde korkuluktan aşağı sarkan Holbein III. Tipi halı örgülü ve kûfili bir bordürle erken devri işaret ediyor. 1460 tarihli bir Fransız minyatüründe kufi bordürlü diğer bir Holbein III. tipi halı resmedilmiştir. Viyana Milli Kütüphanede bulunan Dük Rene d'Anjou' ya ait "Livre du cuer d'amour espris" minyatüründe yatağın önüne serili halı erken devir Holbein halısı tasviri karakteristik şekilde verilmiştir. Sağda divanın önünde ise kademeli kancalı sekizgenlerle Memling veya Türkmen gülü motifli diğer bir 15. yüzyıl halısı serilidir.
Adı bilinmeyen bir ressamın St. Giles'in ayini tablosunda (1500 tarihli) geniş örnekli Holbein halısı yere serili olarak tasvir edilmiştir. Burada büyük kareler içerisinde sekizgen dolgu örneği iki defa tekrarlanmıştır.
Batı resminde olduğu gibi minyatürlerde de bu tip halılar tasvir edilmiştir. Kahire Millet Kütüphanesi'nde bulunan bir Kelile Dimne yazmasında tahtın altına serili halı üç büyük sekizgenin üst üste sıralandığı böyle bir halı tipini tasvir ettiği gibi kufi bordürü ile de 15. yüzyıl son yarısına işaret etmektedir.
Kahire, Mısır Milli Kütüphanesi'nde bulunan Kelile Dimne yazmasının 743 (1343-44) 14. yüzyılın ikinci yarısında yapılan bir minyatüründe III. tip geniş örnekli Holbein halısı tasviri görülmektedir. Kufi bordürlü halıda beyaz geometrik dolgulu sekizgen örnek açıkça belirtilmiştir.
Kral Rene d'Anjou için yapılan 1460 tarihli Fransız minyatüründe (Viyana National Bib.) ayakta duran erkeğin bastığı halı da bu örneği gösterir. Yatağın altına serili halı ise, III. tip Büyük örnekli Holbein grubuna girer. Bundan sonra Memling'in diğer birçok tablolarında resmedilmiştir.
Böyle bir halının orijinali Budapeşte Museum of Applied Arts'da 2 parça halinde (62 x 93 cm. ve 107 x 93 cm.) bulunmuştur. Küçük örnekli karelere bölünmüş birinci tip Holbein halıları kompozisyonunun değişik bir tertibini gösteren bu halıda sarı zemin üzerine kırmızı olarak basamaklı ve kancalı konturlu, ortada yıldız dolguları olan baklavaların kare bölümleri içinde sıralandığı zeminle daha sonraki Bergama halılarında görülen bir bordur örneği vardır. 15. yüzyıl sonuna tarihlendirilen bu halının, Konya Mevlana Müzesi'nde bulunan aynı kompozisyonda ve kufiden bozma bordürle küçük bir parça halinde bir benzeri de buna yakın tarihten kalmış olmalıdır. Bu motif daha sonraki Bergama ve Kafkas halılarında tekrar edilmiş olup, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde (İbrahim Paşa Sarayı) bulunan bir halı, bunun çok geç bir devamını gösterir.
Kancalarla süslü basamaklı sekizgenler şeklinde ortaya çıkan Memling gülü motifi Kazak halılarında 19. yüzyıl boyunca devam ettirilmiştir, bunlar arasında seccadeler de vardır. Türkmen gülü de denen bu motifle yapılmış halılar bugün bile Yörükler tarafından dokunarak bütün Anadolu'ya yayılmıştır.
Halılarımızı görmek için tıklayınız...
OSMANLI HALILARI
OSMANLI HALILARI
Osmanlı Devri Halıları Hayvan halılarının çeşitli yerlerde meydana çıkarılması ve bunların Avrupalı ressamların tablo ve fresklerindeki halı tasvirlerine dayanarak, XIV. yüzyıl başından XV. yüzyıl sonu'na kadar 200 yıl içinde tarihlendirilmesi ile değerlendirme yolunu ilk defa Kurt Erdmann açmıştır.
Bu devirde geometrik dolgulu bölümler gösteren halıların da yapılmakta olduğu, yine tablolardaki halı tasvirlerinden anlaşılmaktadır. Bunlarda zemin karelere bölünmüş ve her karenin içi geometrik motiflerle dolgulanmıştır. Bunlar daha sonra Holbein adı ile tanınan halıların ilk basamakları olarak kabul edilebilir. 1451 ve 1460 tarihli üç İtalyan resminde tasvir edilen bu tip halıların üçü de kufi bordürlü olup, Berlin'de Rafellino del Garbo'nun son harpte yanmış olan tablosunda (15. yüzyıl sonu) kufi bordur örgü motifi haline gelmiştir. Buna benzer kufi bordürle diğer bir halı Floransalı ressam Lorenzo di Credi 'nin, Pistoia artarında (1478-1485) görülmektedir.
Hayvan figürlü halılar yanında, tablolarda görülen az sayıda geometrik motifi halılar, 15. yüzyıl ortalarında hayvan halılarının yerini almaya başlar ve yüzyıl sonunda hayvan halılarının hemen tamamen kaybolmasıyla geometrik motifli halılar hâkim olur. Bu halıların ilk örnekleri 14. yüzyıl başlarında Floransa ve Assisi ressamları tarafından tasvir edilmiştir. Assisi' de 14. yüzyıl başında Giotto ekolü, bir freskte böyle geometrik örnekli bir halı görülür. Floransa'da S. M. Novella'da bir freskde ve Pratoda S. Spirito' da diğer örnekler vardır. Fustatta bulunan halı parçaları arasında da benzer örnekler görülür.
15. yüzyıl ortasından başlayarak bu halılarda geometrik ve aslı anlaşılmayacak derece'de üsluplanarak geometrik şekle uydurulmuş bitki motifi kompozisyonlar hâkim olmaya başlar, ilk defa Piero deha Francesca' nın Rimini de, San Francesco'da 1451 tarihli freskinden az sonra Mantegnanın, Verona San Zeno Kilisesi'nde 1459 tarihli Meryem ve Çocuk Isa tablosunda böyle halılar resmedilmiştir.
Riefstahl tarafından 30 Mayıs 1932'de Beyşehir Eşrefoğlu Camii'nde bir parçası keşfolunan halı, sonraları Holbein'in adı ile tanı'nan halı tiplerinin öncüsü olarak kabul edilebilir. Buradan Konya, Mevlana Müzesi'ne getirilen halıda koyu mavi zemin büyük karelere bölünmüş, ortalarına etrafı bir sarı, bir mavi şeritle çevrilmiş kırmızı renkte baklavaya yakın iri sekizgen madalyonlar yerleştirilmiştir. Karelerin köşelerini kesen çeyrek baklavaların birleşmesinden meydana gelen köşe dolgusu halindeki parçalı baklavalar da kırmızı renktedir. Baklavayı andıran büyük sekizgenlerin ortasında sarı bir rozetten dört tarafa çıkan saplar üzerinde üsluplanmış birer lotus vardır. Geniş bordürde koyu mavi üzerine açık mavi olarak kufiden gelişen köşeli süslemeler meandrı andıran şekilde karşılıklı kare bölümler halinde sıralanmıştır. Dar bordürlerde kırmızı zemin üzerine mor renkli çiçek motifleri iki yandan şematik sarı yaprakçıklarla kavranıp bir aşağı bir yukarı dönük stilize motifler halinde sıralanmıştır. Zemin ve bordürler açık kahverengi üzerine sarı kırık 'S' lerden ibaret bir şeritle sınırlanmıştır. Sonradan Holbein halıları adı altında toplanan halıların öncüsü olarak 15. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen parça halindeki halı, aslında 5 metreye varan uzunlukta büyük bir halıdan kalmıştır. 1969 yazında müzenin deposunda bulduğumuz diğer üç parça ile Riefstahl' ın getirdiği dört büyük kareden ibaret zemin 10 kareye tamamlanarak dört parça halinde kanaviçe üzerine bir araya dikilmiştir.
Kaydırılmış eksenler üzerinde sıralanmış sekizgen, altıgen ve baklava örnekli halılar Fustat 'ta bulunan parçalar arasında da ele geçirilmiştir. İsveç Müzelerinde bulunan bu parçalardan Göteborg Röhss Müzesi'nde bulunan parçanın geniş bordürü, Beyşehir halısının bordürünü aynen tekrarlamaktadır.
Küçük Örnekli I. Tip Holbein Halıları
15. yüzyıl ortasından başlayarak değişik eksenler üzerinde sıralanmış sekizgen ve baklava kompozisyonlu halılar, Avrupa resminde gittikçe artarak resmedilmiştir. Bu çeşit halılar yanlış olarak Alman ressam Hans Holbein adı'na bağlanmaktadır. Fakat bunlar daha Genç Holbein' in doğumundan çok önce İtalyan ressamları tarafından resmedilmiştir. 15. yüzyıl'dan 16. yüzyıla, yani klasik devre geçişi hazır'layan bu halı grubu, dört tip içinde gelişmiş olup, Holbein bunlardan sadece iki tipi resmetmiş, bir tipini ise hiç resmetmemiştir. Birinci tip veya küçük örnekli Holbein halılarında zemin küçük karelere bölünmüş, ortası sekizgenle doldurulmuş kareler ve her karenin köşelerindeki çeyrek baklavaların birleşmesinden meydana gelen baklavalar, örneğin asıl semasıdır ve Beyşehir halısının geometrik kompozisyonunu küçük karelere bölünmüş halde tekrarlar.
Sekizgenlerin konturları düğümlü şeritlerden gelişmiş olup, ortalarında sekizli yıldız dolgusu ile küçük bir sekizgen vardır. Dört kollu palmetler den dolgular, ara'arında çok stilize şematik lotuslarla baklavaları meydana getirir. Böylece değişik eksenler üzerinde bir sıra baklava, bir sıra sekizgen ortaya çıkar. Ayrıca, örnekler dört taraftan yıldız dolgulu birer küçük sekizgen rozetle çevre'lenmiştir. (Çizim 23, 24) Bu tip halılarda zemin rengi mavi ve kırmızı olup, yeşil az görülür.
Berlin islam Sanatı Müzesi'nde bulunan 1.59 x 0.89 m. boyutlu orijinal bir halı, örgü motifi halini almış kufi bordur ile karakteristik bir örnektir. Düsseldorf' daki koleksiyondan gelen bu halıyı, Erdmann, 15. yüzyıla koymaktadır. Diğerleri hep 16. yüzyıldandır. İstanbul T.İ.E.M.' de biri kufi bordürlü olarak bu tipten iki parça halı vardır. Ortalama 200 yıl kadar devam eden bu çeşit halılar 16. yüzyıldan sonra azalarak, 17. yüzyıl'da kaybolmuştur. Hans Holbein'in 1532'de Londra'da yaptığı portrede böyle bir halı resmedilmiştir.
Londra National Gallery'de bilinmeyen bir ressamın eseri olan 1604 tarihli "The Somer'set House Conference" tablosunda uzun masanın üstünü örten bu tip bir halı son örnek'lerden olmakla beraber, kufi bordürü ile çok canlı resmedilmiştir.
Mc Mullan koleksiyonundan New York Metropolitan müzesine alınan halı kufiden bozma bordürlü, kırmızı zemin üzerine mavi baklavalar ve beyaz sekizgenlerle 17. yüzyıl sonundan çok nadir bir örnektir.
Holbein I halılarının çok nadir ve benzeri bilinmeyen diğer bir yıpranmış örneği son yıl'larda Londra Keir koleksiyonuna kazandırılmıştır. (1.62 x 1.28 m) Koyu mavi zemin üzerine beyaz ve açık mavi olarak zemin renkleri alternatif değişen sekizgenler karşılıklı olarak açılmış iki stilize lotustan meydana gelen baklavalar ve aralarında beyaz zemine sekiz uçlu yıldız rozetlerden ibaret motifler aralarında hiçbir bağlantı olmadan sıralanmıştır. Daha çok kilim etkisi bırakan bu halı 16. yüzyıl sonu ve 17. yüzyıl başına tarihlendirilebilir.
Piero della Francesca' nın Rimini San Francesco Kilisesi'ndeki 1451 tarihli duvar resminde Rimini prensinin Aziz Burgundlu Sigusmund önünde üzerinde diz çöktüğü halı, bu tipin Avrupa tablolarında görülen ilk örneğidir.
Bundan önceki tarihte istanbul T.K.S. Hz. 2153 numaralı albümde Herat ekolünden bir minyatürde ( ca 1429 / 30 ) de kufi bordürlü böyle bir halı tasviri vardır.
Rimini San Francesco Kilisesi'nde 1451 tarihli duvar resminden sonra, diğer birçok italyan resminde bu küçük örnekli Holbein halıları resmedilmiş, İspanya ve Kuzey Avrupa resminde de 1550'lere kadar devam etmiştir. Mentegna'nin 1459'da Verona San Zeno Kili sesi altar resmi, Floransa San Minicato' da Baldovinetti' nin 1460 tarihli tepşir tablosu, Lorenzo Credi' nin Pistoia Katedrali'ndeki 1480 tarihli resmi, Venedik Accademia da Carpaccio 'nun 1495 tarihli Azize Ursula serisi ve 16. yüzyıl başında 1505'te Pinturicchio'nun Siena' daki freskleri bu tip halıların tasvir edildiği diğer resimlerdir.
Bunlardan anlaşıldığına göre, bu halıların kufi ve örgülü kufi bordürlerinde kronolojik bir gelişme olmuştur. Hans Holbein'in Berlin Staatliche Museen'de bulunan "Tüccar Georg Gisze" tablosunda masayı örten halının örgü'lü kufi bordürü Rafaellino del Garbo' nun Berlin Müzesi'nde son harpte yanan 15. yüzyıl sonunda "Meryem ve Çocuk İsa" tablosunda tahtın altına serilen halının örgülü kufi bordürü, bu gelişmenin karakteristik basamakları ve örnekleridir. (Levha 53) Prado müzesinde Van Orley' in kutsal aile tablosundaki halıda da kufi bordur gelişmesinin bir örneği görülür. Bordürlerde olduğu gibi, zemin örneğinde renk ve desen bakımından ilgi çekici nüanslar, bu halıların başarısını ve zenginliğini artırmaktadır. Bu durumda küçük örnekli veya birinci tip Holbein halılarının Anadolu'daki Uşak bölgesi tezgâhlarından çok sayı da Batı Avrupa ülkelerine ihraç edildiği, çok tutulup sevildiği ve taklitlerinin yapıldığı açıkça belli olmaktadır.
16. yüzyıl başından diğer bir örnek TİEM' de bulunan bir parça halı olup burada örgülü kufi bordur bir zencerek biçiminde gelişmiştir. Köşelerde çok başarılı olan kufi bordur rozetlerle zenginleştirilerek dekoratif bir ifade kazanmıştır.
Divriği Ulu Camii'nden gelen bu tip halıda ise örgülü sekizgenlerin ara dolgusunun rozetlerle sıralanması görülür.
TİEM' de bulunan küçük boyda harap bir halıda zemin örgülü şeritlerle sekiz parçaya bölünmüş, her sırada zemin rengi değişen karelerin köşelerinde örgülü şeritten belirsiz birer baklava meydana gelmiştir. 1. tip Holbein' lerin şematik benzeri olan bu halının örneği 15. yüzyıl Timur devri Herat Ekolü minyatürlerinde görülür. Halı daha sonraki tarihlerden kalmış olmalıdır. Zeminin eşit karelere bölünmesi 19. yüzyıl Tekke Türkmen halılarında devam eden bir kompozisyon olmuştur. Yalnız burada sekizgenler, karelerin kesişen köşelerinden meydana gelmiş baklavalar ise karelerin ortasına yerleştirilmiştir.
1533 tarihli ve Zürich Landesmuseum' da bulunan bir İsviçre işlemesinde bu çeşit halıların karakteristik zemin örneği aslına yakın bir benzerlikle taklit edilmiştir. TİEM' deki harap halı da buna yakın tarihlere konulabilir.
Divriği Ulu Camii'nden Vakıflar Halı Müzesi'ne gelen 1.60 x 2.40 m. büyüklükte kırmızı zeminli halıda Holbein I. tipindeki şemanın değişmesiyle baklavaların kaybolduğu, örgülü sekizgenlerin sadece rozetlerle alternatif sıralandığı bir örnek görülmektedir. Çok stilize bulut ve kıvrık dal motiflerinden bordürüyle bu halı 16. yüzyıl sonu ile 17. yüzyıl başına tarihlenebilir. Bordur Türkmen halılarına uyar.
Buna karşılık ayni müzeden yıpranmış küçük bir parçası kalmış olan geometrik örnekli diğer bir Anadolu halısında zemin küçük karelerle (belki her sırada dört kare olarak) ve tamamıyla geometrik motiflerle dolgulanmıştır. 18. yüzyıla uzanan geç devir özelliği taşır.
Geç devir karakteri gösteren diğer bir geometrik örnekli Batı Anadolu halısı bu müze'nin koleksiyonları arasında yer almıştır. 1.74 x 1.23 m büyüklükteki bu halı kırmızı zemin üzerine sekizgenlerle çok küçültülmüş sarı renk'te baklavalardan sade bir örnek göstermektedir. Bir karenin her kenarından ikişer uç çıkan şema ile sekizgenlerin rengi diyagonal olarak sarı, mavi, kırmızı ve koyu mavi olarak değişmektedir. Yıldız, çiçek ve rozetlerin sıralanmasını gösteren bordur herhangi bir özellik taşımıyor. 18. yüzyıl son yarısına tarihlendirilebilen bu Holbein tipi halı Türkmen halılarına kadar uzanan bir gelişmeye işaret eder.
Halılarımızı görmek için tıklayınız...
Osmanlı Devri Halıları Hayvan halılarının çeşitli yerlerde meydana çıkarılması ve bunların Avrupalı ressamların tablo ve fresklerindeki halı tasvirlerine dayanarak, XIV. yüzyıl başından XV. yüzyıl sonu'na kadar 200 yıl içinde tarihlendirilmesi ile değerlendirme yolunu ilk defa Kurt Erdmann açmıştır.
Bu devirde geometrik dolgulu bölümler gösteren halıların da yapılmakta olduğu, yine tablolardaki halı tasvirlerinden anlaşılmaktadır. Bunlarda zemin karelere bölünmüş ve her karenin içi geometrik motiflerle dolgulanmıştır. Bunlar daha sonra Holbein adı ile tanınan halıların ilk basamakları olarak kabul edilebilir. 1451 ve 1460 tarihli üç İtalyan resminde tasvir edilen bu tip halıların üçü de kufi bordürlü olup, Berlin'de Rafellino del Garbo'nun son harpte yanmış olan tablosunda (15. yüzyıl sonu) kufi bordur örgü motifi haline gelmiştir. Buna benzer kufi bordürle diğer bir halı Floransalı ressam Lorenzo di Credi 'nin, Pistoia artarında (1478-1485) görülmektedir.
Hayvan figürlü halılar yanında, tablolarda görülen az sayıda geometrik motifi halılar, 15. yüzyıl ortalarında hayvan halılarının yerini almaya başlar ve yüzyıl sonunda hayvan halılarının hemen tamamen kaybolmasıyla geometrik motifli halılar hâkim olur. Bu halıların ilk örnekleri 14. yüzyıl başlarında Floransa ve Assisi ressamları tarafından tasvir edilmiştir. Assisi' de 14. yüzyıl başında Giotto ekolü, bir freskte böyle geometrik örnekli bir halı görülür. Floransa'da S. M. Novella'da bir freskde ve Pratoda S. Spirito' da diğer örnekler vardır. Fustatta bulunan halı parçaları arasında da benzer örnekler görülür.
15. yüzyıl ortasından başlayarak bu halılarda geometrik ve aslı anlaşılmayacak derece'de üsluplanarak geometrik şekle uydurulmuş bitki motifi kompozisyonlar hâkim olmaya başlar, ilk defa Piero deha Francesca' nın Rimini de, San Francesco'da 1451 tarihli freskinden az sonra Mantegnanın, Verona San Zeno Kilisesi'nde 1459 tarihli Meryem ve Çocuk Isa tablosunda böyle halılar resmedilmiştir.
Riefstahl tarafından 30 Mayıs 1932'de Beyşehir Eşrefoğlu Camii'nde bir parçası keşfolunan halı, sonraları Holbein'in adı ile tanı'nan halı tiplerinin öncüsü olarak kabul edilebilir. Buradan Konya, Mevlana Müzesi'ne getirilen halıda koyu mavi zemin büyük karelere bölünmüş, ortalarına etrafı bir sarı, bir mavi şeritle çevrilmiş kırmızı renkte baklavaya yakın iri sekizgen madalyonlar yerleştirilmiştir. Karelerin köşelerini kesen çeyrek baklavaların birleşmesinden meydana gelen köşe dolgusu halindeki parçalı baklavalar da kırmızı renktedir. Baklavayı andıran büyük sekizgenlerin ortasında sarı bir rozetten dört tarafa çıkan saplar üzerinde üsluplanmış birer lotus vardır. Geniş bordürde koyu mavi üzerine açık mavi olarak kufiden gelişen köşeli süslemeler meandrı andıran şekilde karşılıklı kare bölümler halinde sıralanmıştır. Dar bordürlerde kırmızı zemin üzerine mor renkli çiçek motifleri iki yandan şematik sarı yaprakçıklarla kavranıp bir aşağı bir yukarı dönük stilize motifler halinde sıralanmıştır. Zemin ve bordürler açık kahverengi üzerine sarı kırık 'S' lerden ibaret bir şeritle sınırlanmıştır. Sonradan Holbein halıları adı altında toplanan halıların öncüsü olarak 15. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen parça halindeki halı, aslında 5 metreye varan uzunlukta büyük bir halıdan kalmıştır. 1969 yazında müzenin deposunda bulduğumuz diğer üç parça ile Riefstahl' ın getirdiği dört büyük kareden ibaret zemin 10 kareye tamamlanarak dört parça halinde kanaviçe üzerine bir araya dikilmiştir.
Kaydırılmış eksenler üzerinde sıralanmış sekizgen, altıgen ve baklava örnekli halılar Fustat 'ta bulunan parçalar arasında da ele geçirilmiştir. İsveç Müzelerinde bulunan bu parçalardan Göteborg Röhss Müzesi'nde bulunan parçanın geniş bordürü, Beyşehir halısının bordürünü aynen tekrarlamaktadır.
Küçük Örnekli I. Tip Holbein Halıları
15. yüzyıl ortasından başlayarak değişik eksenler üzerinde sıralanmış sekizgen ve baklava kompozisyonlu halılar, Avrupa resminde gittikçe artarak resmedilmiştir. Bu çeşit halılar yanlış olarak Alman ressam Hans Holbein adı'na bağlanmaktadır. Fakat bunlar daha Genç Holbein' in doğumundan çok önce İtalyan ressamları tarafından resmedilmiştir. 15. yüzyıl'dan 16. yüzyıla, yani klasik devre geçişi hazır'layan bu halı grubu, dört tip içinde gelişmiş olup, Holbein bunlardan sadece iki tipi resmetmiş, bir tipini ise hiç resmetmemiştir. Birinci tip veya küçük örnekli Holbein halılarında zemin küçük karelere bölünmüş, ortası sekizgenle doldurulmuş kareler ve her karenin köşelerindeki çeyrek baklavaların birleşmesinden meydana gelen baklavalar, örneğin asıl semasıdır ve Beyşehir halısının geometrik kompozisyonunu küçük karelere bölünmüş halde tekrarlar.
Sekizgenlerin konturları düğümlü şeritlerden gelişmiş olup, ortalarında sekizli yıldız dolgusu ile küçük bir sekizgen vardır. Dört kollu palmetler den dolgular, ara'arında çok stilize şematik lotuslarla baklavaları meydana getirir. Böylece değişik eksenler üzerinde bir sıra baklava, bir sıra sekizgen ortaya çıkar. Ayrıca, örnekler dört taraftan yıldız dolgulu birer küçük sekizgen rozetle çevre'lenmiştir. (Çizim 23, 24) Bu tip halılarda zemin rengi mavi ve kırmızı olup, yeşil az görülür.
Berlin islam Sanatı Müzesi'nde bulunan 1.59 x 0.89 m. boyutlu orijinal bir halı, örgü motifi halini almış kufi bordur ile karakteristik bir örnektir. Düsseldorf' daki koleksiyondan gelen bu halıyı, Erdmann, 15. yüzyıla koymaktadır. Diğerleri hep 16. yüzyıldandır. İstanbul T.İ.E.M.' de biri kufi bordürlü olarak bu tipten iki parça halı vardır. Ortalama 200 yıl kadar devam eden bu çeşit halılar 16. yüzyıldan sonra azalarak, 17. yüzyıl'da kaybolmuştur. Hans Holbein'in 1532'de Londra'da yaptığı portrede böyle bir halı resmedilmiştir.
Londra National Gallery'de bilinmeyen bir ressamın eseri olan 1604 tarihli "The Somer'set House Conference" tablosunda uzun masanın üstünü örten bu tip bir halı son örnek'lerden olmakla beraber, kufi bordürü ile çok canlı resmedilmiştir.
Mc Mullan koleksiyonundan New York Metropolitan müzesine alınan halı kufiden bozma bordürlü, kırmızı zemin üzerine mavi baklavalar ve beyaz sekizgenlerle 17. yüzyıl sonundan çok nadir bir örnektir.
Holbein I halılarının çok nadir ve benzeri bilinmeyen diğer bir yıpranmış örneği son yıl'larda Londra Keir koleksiyonuna kazandırılmıştır. (1.62 x 1.28 m) Koyu mavi zemin üzerine beyaz ve açık mavi olarak zemin renkleri alternatif değişen sekizgenler karşılıklı olarak açılmış iki stilize lotustan meydana gelen baklavalar ve aralarında beyaz zemine sekiz uçlu yıldız rozetlerden ibaret motifler aralarında hiçbir bağlantı olmadan sıralanmıştır. Daha çok kilim etkisi bırakan bu halı 16. yüzyıl sonu ve 17. yüzyıl başına tarihlendirilebilir.
Piero della Francesca' nın Rimini San Francesco Kilisesi'ndeki 1451 tarihli duvar resminde Rimini prensinin Aziz Burgundlu Sigusmund önünde üzerinde diz çöktüğü halı, bu tipin Avrupa tablolarında görülen ilk örneğidir.
Bundan önceki tarihte istanbul T.K.S. Hz. 2153 numaralı albümde Herat ekolünden bir minyatürde ( ca 1429 / 30 ) de kufi bordürlü böyle bir halı tasviri vardır.
Rimini San Francesco Kilisesi'nde 1451 tarihli duvar resminden sonra, diğer birçok italyan resminde bu küçük örnekli Holbein halıları resmedilmiş, İspanya ve Kuzey Avrupa resminde de 1550'lere kadar devam etmiştir. Mentegna'nin 1459'da Verona San Zeno Kili sesi altar resmi, Floransa San Minicato' da Baldovinetti' nin 1460 tarihli tepşir tablosu, Lorenzo Credi' nin Pistoia Katedrali'ndeki 1480 tarihli resmi, Venedik Accademia da Carpaccio 'nun 1495 tarihli Azize Ursula serisi ve 16. yüzyıl başında 1505'te Pinturicchio'nun Siena' daki freskleri bu tip halıların tasvir edildiği diğer resimlerdir.
Bunlardan anlaşıldığına göre, bu halıların kufi ve örgülü kufi bordürlerinde kronolojik bir gelişme olmuştur. Hans Holbein'in Berlin Staatliche Museen'de bulunan "Tüccar Georg Gisze" tablosunda masayı örten halının örgü'lü kufi bordürü Rafaellino del Garbo' nun Berlin Müzesi'nde son harpte yanan 15. yüzyıl sonunda "Meryem ve Çocuk İsa" tablosunda tahtın altına serilen halının örgülü kufi bordürü, bu gelişmenin karakteristik basamakları ve örnekleridir. (Levha 53) Prado müzesinde Van Orley' in kutsal aile tablosundaki halıda da kufi bordur gelişmesinin bir örneği görülür. Bordürlerde olduğu gibi, zemin örneğinde renk ve desen bakımından ilgi çekici nüanslar, bu halıların başarısını ve zenginliğini artırmaktadır. Bu durumda küçük örnekli veya birinci tip Holbein halılarının Anadolu'daki Uşak bölgesi tezgâhlarından çok sayı da Batı Avrupa ülkelerine ihraç edildiği, çok tutulup sevildiği ve taklitlerinin yapıldığı açıkça belli olmaktadır.
16. yüzyıl başından diğer bir örnek TİEM' de bulunan bir parça halı olup burada örgülü kufi bordur bir zencerek biçiminde gelişmiştir. Köşelerde çok başarılı olan kufi bordur rozetlerle zenginleştirilerek dekoratif bir ifade kazanmıştır.
Divriği Ulu Camii'nden gelen bu tip halıda ise örgülü sekizgenlerin ara dolgusunun rozetlerle sıralanması görülür.
TİEM' de bulunan küçük boyda harap bir halıda zemin örgülü şeritlerle sekiz parçaya bölünmüş, her sırada zemin rengi değişen karelerin köşelerinde örgülü şeritten belirsiz birer baklava meydana gelmiştir. 1. tip Holbein' lerin şematik benzeri olan bu halının örneği 15. yüzyıl Timur devri Herat Ekolü minyatürlerinde görülür. Halı daha sonraki tarihlerden kalmış olmalıdır. Zeminin eşit karelere bölünmesi 19. yüzyıl Tekke Türkmen halılarında devam eden bir kompozisyon olmuştur. Yalnız burada sekizgenler, karelerin kesişen köşelerinden meydana gelmiş baklavalar ise karelerin ortasına yerleştirilmiştir.
1533 tarihli ve Zürich Landesmuseum' da bulunan bir İsviçre işlemesinde bu çeşit halıların karakteristik zemin örneği aslına yakın bir benzerlikle taklit edilmiştir. TİEM' deki harap halı da buna yakın tarihlere konulabilir.
Divriği Ulu Camii'nden Vakıflar Halı Müzesi'ne gelen 1.60 x 2.40 m. büyüklükte kırmızı zeminli halıda Holbein I. tipindeki şemanın değişmesiyle baklavaların kaybolduğu, örgülü sekizgenlerin sadece rozetlerle alternatif sıralandığı bir örnek görülmektedir. Çok stilize bulut ve kıvrık dal motiflerinden bordürüyle bu halı 16. yüzyıl sonu ile 17. yüzyıl başına tarihlenebilir. Bordur Türkmen halılarına uyar.
Buna karşılık ayni müzeden yıpranmış küçük bir parçası kalmış olan geometrik örnekli diğer bir Anadolu halısında zemin küçük karelerle (belki her sırada dört kare olarak) ve tamamıyla geometrik motiflerle dolgulanmıştır. 18. yüzyıla uzanan geç devir özelliği taşır.
Geç devir karakteri gösteren diğer bir geometrik örnekli Batı Anadolu halısı bu müze'nin koleksiyonları arasında yer almıştır. 1.74 x 1.23 m büyüklükteki bu halı kırmızı zemin üzerine sekizgenlerle çok küçültülmüş sarı renk'te baklavalardan sade bir örnek göstermektedir. Bir karenin her kenarından ikişer uç çıkan şema ile sekizgenlerin rengi diyagonal olarak sarı, mavi, kırmızı ve koyu mavi olarak değişmektedir. Yıldız, çiçek ve rozetlerin sıralanmasını gösteren bordur herhangi bir özellik taşımıyor. 18. yüzyıl son yarısına tarihlendirilebilen bu Holbein tipi halı Türkmen halılarına kadar uzanan bir gelişmeye işaret eder.
Halılarımızı görmek için tıklayınız...
SARAY HALILARI
Saray Halıları
Türk halılarının klasik gelişmesi yanında, 16. yüzyılın son yarısında bunun dışında kalan teknik ve dekor bakımından tamamen farklı bir grup görülür ki, bunlara Osmanlı Saray Halıları adı verilmektedir. 1514'te Tebriz'in, sonra 1517'de Kahire'nin de Osmanlılarca fethedilmesi Türk halı sanatında yeni teknik ve desen anlayışına yol açmıştır. Kahire tezgâhlarında yapılan ilk halılarda, 1540-1550 arasında Memlûk halılarının renk ve motifleri ile karışık örnekler görülmüş, fakat kısa zamanda Osmanlı Sarayı' nın natüralist üslubu hâkim olmuştur. Herhangi bir gelişmeye bağlanmadan birden meydana çıkan halılarda saz denilen hançer yapraklar, palmet ve madalyonlar tamamıyla natüralist lale, sümbül, karanfil ve nar çiçekleri ile birleştirilerek yepyeni bir üslup yaratılmıştır. Kumaş, çini, tezhip, cilt kapakları ve kalem işleri gibi Osmanlı Sanatının çeşitli kollarında ortaya çıkan natüralist yaprak ve çiçek dekoru, bu halılarda da kendini gösterir. Çok ince ve zengin desenli bu lüks halılarda uçları birbirine daha yakın olduğu için Iran düğümü tercih edilmiştir. Yün ve pamuktan yapılan düğümler, (metrekarede 200.000-700.000 arasında) daha sık olup, kadifeyi andıran yumuşak bir tesir bırakır. İpek düğüm yoktur, yalnız argaç ve arışlarda bazen ipek kullanılmıştır.
Bunlarda Iran halılarının madalyon düzeni ikinci planda kalarak, esas örnek sonsuzluğa uzanan zeminden kesilmiş bir bölümdür.
Yama gibi duran madalyonlar kaldırılsa bile, örnek bir şey kaybetmez. Madalyonsuz olarak çok daha başarılı kompozisyonlarda halılar vardır. (Resim 38, Çizim 31).
Osmanlı saray halılarının İstanbul'dan gönderilen örneklere göre Kahire'de yapıldığı fikri, ilk defa Erdmann tarafından ileri sürülmüş ve geniş ölçüde benimsenmiştir. Fakat Kühnel, bunlardan bazılarının teknik özelliklerine göre İstanbul'da veya 1474'ten beri halılarının adı geçen ipekçilik merkezi Bursa'da yapılabileceğini belirtmiştir. III. Sultan Murat'ın 1585 tarihli bir fermanı bu görüşü desteklemektedir. Bunda 11 halı ustasının boyanmış yün ipliklerle Kahire'den İstanbula gönderilmesi emredilmektedir. Osmanlı halıları kolayca renk tutan, çok yumuşak ipek gibi bir yünden yapılmıştır ki, bu cins yün Mısır' da bulunuyordu. Kahire' de yapılanlarda argaç ve arışlar boyasız veya bazen sarımsı veya kırmızı yün iplikten olduğu halde, Bursa'da boyalı ipekten tek veya üç iplikten bükülmüştür. Beyaz ve açık mavi renkler için pamuk kullanılmıştır. 16. yüzyıl ortasında başlayan Osmanlı Saray Seccadeleri lüks hediye olarak Avrupa'ya gönderilmiştir. Bunların İstanbul, Bursa ve Edirne gibi saraya yakın çevrelerde yapıldığı düşünülebilir.
Yakın zamanda bulunan bu halı için çeşitli tarihlendirmeler arasında Divriği Ulu Camii için 626 (1228/29) cami yaptıran Mengücüklüler tarafından vakfedildiği, ayrıca Memlûk Halılarından gelen bazı karakteristik motiflere bakarak son zamanlarda Para Memlûk denilen gruba 16. yüzyıl ortalarına girdiği, Anadolu Beylikleri devrinde Selçuklulardan Osmanlılar' a geçiş (14-15. yüzyıl) halısı olabileceği, 17. yüzyıl başına kadar geç devre konulup, sonra 16. yüzyıl başına getirilmesi gibi çok değişik görüşler ileri sürülmüştür. Gördes düğümü ile yapılan bu halının, yünün özelliği, arış ve argaçların bükülmesi ve çok karakteristik kufi bordürüne bakarak, 15. yüzyıl sonunda Konya veya Sivas'ta Marco Polo'nun methettiği eski bir merkezde yapılmış olması akla yakın gelmektedir. Bir deneme olarak ele alındığı, renk ve kompozisyon bakımından pek tatmin edici görülmediğinden devam ettirilmediği düşünülebilir.
Topkapı Sarayı ile Başbakanlık arşivlerinde ve İstanbul Belediye Kütüphanesi'nde halı ile ilgili bilgiler vardır. Osmanlı Saray teşkilatı kurulduğu tarihten beri halı yapıldığı ve ehl-i hiref arasında cemaâti Kaliçe bafanı hassa bulunduğu bu vesikalarda kayıtlıdır. Ayrıca 16. yüzyıl sonlarına kadar hassa halı sanatkârları'nın adlarını, memleketlerini ve aldıkları yevmiyeleri gösteren defterler vardır.
TKSA 9613-1 sayılı ve 932 (1526) tarihli teftiş defterindeki şerhlerde, Fatih devrinden Hamza ve Mustafa olarak iki halı ustasının adı geçmektedir. Bunlardan Hamza, Fatih zamanında Pençik kul olarak gelmiş ve Hâssa Ehl-i Hiref teşkilatına alınmış, sonra Kanuni Sultan Süleyman devrinde (1526) halıcılar cemaati'nin Kethüdası olmuştur. Mustafa ise, yine Fatih devrinde Pençik kul olarak saraya alınmış, zamanla üstad Kaliçebaflar (Halı dokuyucu) arasına girmiş olup, 932 (1526)' daki Cemaât-i Kaliçehafan şakirdlerinden Mehmed'in babasıdır.
İkinci Sultan Beyazıd zamanında üstad ve şakird olarak 19 halıcıdan 5'inin adları bilinmektedir. 917 Rebiülevveli'nde (1511) Beyazıd Camii için Padişaha halı hediye ederek karşılığında 3245 akçe inam alan bu 5 kişinin adları İlyas, Nasuh, İskender, İsmail ve Hızır''dır. Bunlardan İlyas seccade takdim edip, 909 Cemaziyülevvel'de (1503) hazinedar başı vasıtası ile 900 akçe, Nasuh, takdim ettiği halı karşılığı aynı yılda 2000 akçe, İskender, 911 Ramazan'da (1506) halı karşılığı 1500 akçe, İsmail, aynı tarihte halı karşılığı 1500 akçe, Hızır, 915 Rebiyülevvel'de (1509) halı karşılığı 800 akçe almışlardır. Eflâklı olan Nasuh, 932'den (1526) az önce Kanuni zamanında ölmüş olup, Niğbolu' lu İlyas ile Kosovalı Hızır ise, Kanuni hizmetinde sarayda 25 halı ustası arasında bulunmaktadır.
1001 (1592) tarihli defterlerde, III. Sultan Murad devrinden 16 halıcı cemaati vardır. Bu hassa halıcıları arasında Mısır'dan geldiği bildirilen halı ustalarının adları yoktur. Üstelik III. Sultan Murad devrinde hassa halıcılığının bozulmaya başladığı ve oğlu III. Sultan Mehmed zamanında 1008 (1599) tarihine kadar babası'nın 16 halı sanatkârı arasına ancak 1 kişinin katıldığı görülmektedir.
Saray halı ve seccadelerinde kullanılan beyaz ve açık mavi renkli pamuk ve ipek gibi parlak bir cins yün, ancak Mısır'da yetişiyordu. Sultan Murad III.'ün Mısır'dan 11 halı ustası ile gerekli ipliklerin getirilmesi için verdiği emrinde:"Mısır Beylerbeyine hüküm ki muallim ebül Nasır ve muallim Mehmet Fuzunfve Hacı Nebi ve Mehmet Mağribin ve Ali Esved ve Recep ve Ataullah ve Ali bin Muallim Ahmet Vasıl ve İlmedin ve Mehmet bin Arslan nam kimesneler Üstâd Kaliçeciler olduğu ilâm olunup, dergâh-ı muâllama huzurları lazım olmağın kaliçeye müteallik 30 kantar rengâmiz ip ile mezkûrları âlettacil dergâh-ı muâllama göndermek emir edip büyürdüm ki,... vusul buldukta tehir ve tevakkuf etmeyip mezkûrları âlet tacil südde-i saadetime gönderesin ve kaliçeye müteallik 30 kantar rengâmiz ip dahi tedarik eyleyip mezkûrlar ile maen irsal eyle-yesin. Husus-u mezbur mühimdir, ihmâl ve mesahileden ziyade hazer edesin. Divân-ı Hümayun'da vezir İbrahim Paşa Hazretlerine teslim olunmuştur. 3 Zilkade 933 (1585 Ekim 25)." demektedir.
Burada adı geçen ustalardan Mehmet bin Arslan' ın Türk asıllı olduğu baba adından açıkça belli olmaktadır. Bu tarihten sonra halıların malzemesinde argaç ve arışlarda ipek kullanılmış, saray atölyeleri bu tarihte kurulup, ilk örnekleri yapmış olmalıdır. Bunlar saray nakkaşlarının çizdiği örneklere ve diğer (kumaş, kilim, çini, tezhip gibi) sanatlardaki üslup birliği'ne uymaktadır.
18. yüzyıla kadar devam eden saray halı ve seccadeleri, daha sonraları da Uşak ve Konya bölgesinde natüralist çiçek desenleriyle bozularak yaşatılmıştır.
Saray halıları masa örtüsü olarak da kullanıldığı için, buna uygun yuvarlak veya haçvari biçimlerde yapılanları da vardır. Avrupa saray'larına hediye olarak gönderilen bu halılardan memleketimizde İstanbul Türk ve İslam Eser'leri Müzesi'nde biri harap halde iki büyük halı ile, küçük bir seccade, Topkapı Sarayı'nda da büyükçe bir seccadeden başka örnek kalmamıştır. Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ndeki büyük halı kırmızı zeminli olup, örnekler beyaz renkli iri çift Rûmilerin meydana getirdiği dört kollu motiflerin zemin rengi koyu mavi ve yeşil olarak değişik eksenler üzerinde sonsuz sıralanmasını gösteriyor. Bunların dört tarafındaki palmetler birbirine bağlanarak sağlam bir baklava şeması meydana getiriyor.
Son yıllarda Floransa'da Pitti Sarayı'nın deposunda keşfedilen 9.95 m x 3.30 m boyun'da şahane saray halısının zemin örneği İstanbul, TlEM' de bulunan büyük halının zemin örneğini yeşil olarak her sırada iki defa tekrarlamaktadır. Zemin rengi her iki halıda da kırmızıdır. Bu halı 1623'te Amiral Verrazzano tarafından Duke Ferdinando II'ye takdim edilmiştir. Bu halı ilk defa Haward Gallery sergisinde 20 Mayıs 10 Temmuz 1983'te teşhir edilmiş ve Donald King tarafından sergi katalogunda yayınlanmıştır. Çok iyi durumda korun'muş olan halı saray halılarının bütün ihtişamını aksettirmektedir.
Avrupa halı sanatına etki yapmış İspanya ve Polonya halılarında taklit edilmiş olan bu gösterişli lüks halıların geleneği İstanbul'da Uşak ve İzmir bölgesinde günümüze kadar kaba örnekler halinde devam etmiştir. Geç devir İzmir halıları adı ile tanınan bir grup halı'da da kabalaşmış halde saray halılarının etkisi devam eder. ihraç limanına göre, İzmir' e bağlanan bu halılar, aslında Batı Anadolu bölge'sinde (Uşak, Gördes) yapılmıştır.
Divriği Ulu Camii'nde bulunup, maceralı yollardan (1978'de camiden çalınan 22 halı, 1982'de Kayseri'de toprak altına saklanmış halde ele geçirilmişti.) İstanbul Sultanahmet Camii Hünkâr Kasrı'nda Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce açılan Halı Müzesi'ne mal edilen bir halı, kesin bir gruba girmemekle beraber, Türk halıları içinde önemli yerini alır. Gördes düğümü ile yapılan bu halıda zemin kırmızı, örnekler mavi olup, sekizgen yıldızları birbiri'ne bağlayan küçük stilize serviler ve şamdanı andıran küçük yapraklar radial olarak sır Sekizgen yıldızların meydana getirdiği kare bölüm'ler ortasında birer rozet çiçeği diyagonal sıralanmış karakteristik, örgülü kufi bordur Selçuklu halılarından gelen kanatlı yıldız motifleriyle zenginleştirilmiştir. Bu halının Kahire İslam Eserleri Müzesi'nde Uşak halıları bordürleriyle, yakın bir benzeri, zeminden küçük bir parça halinde, diğer bir benzeri de Konya Mevlana Müzesi'ndedir.
Osmanlı saray halıları tekniği ile daha önceki tarihlerde çok nadir de olsa halı yapıldığı günümüze kalabilen tek örnekten anlaşılmaktadır.
I. Sultan Ahmet zamanında ise, hassa halı'cıları son olarak Sultanahmet Camii halılarını yapmış olmalıdırlar, çünkü bundan sonra halı tezgâhlarının yerini sorguççular cemaati almıştır. Fakat İstanbul' da hassa halı tezgâhları dışında eskiden beri ve bu tarihten sonraları, özel imalathanelerde ve ev tezgâhlarında halı yapıldığına şüphe yoktur.
Eskiden beri İstanbul'da Yeni Bahçe'de Halıcılar semti vardır. Burada çarşı yoktu, halılar Kapalıçarşı ile çevresindeki hanlarda satılırdı, İstanbul halıları 20. yüzyıla kadar bir hayli değişiklik geçirdikten sonra, Bandırma ve Kayseri halıları, eski İstanbul tipi örneklerin yerini almıştır. 19. yüzyılda kurulan Hereke fabrikasında, kuruluş tarihinde dokunan halı'ların gerçek İstanbul tipi halılarla ilgisi olmadığı anlaşılıyor. 19. ve 20. yüzyılda İstanbul' da Eyüp Fes hane Müessesesi'nden başka, 20. yüzyılda Kum kapı, Topkapı, Etyemez, Üsküdar ve İstinye' de halı yapılmaya devam edilmiştir. Kum kapı halıları, üstün vasıfları ile şöhret kazanmış, 1959'da o zamanki gündelik gazetelerin rivayetine göre, ipek bir Kum kapı halısı, Amerika'da mübalağalı bir fiyatla, 60.000 dolara satılmıştır.
Son yıllara kadar Topkapı, Kartal ve Pendik'te halı dokunmaya devam edilmekte idi.
19. yüzyıl sonuna kadar Türk halısı gelişmesine devam etmiş, 1844'te Sultan Abdülmecit tarafından Hereke' de kurdurulan kumaş tezgâhlarına 1881'de II. Sultan Abdülhamit, 100 halı tezgâhı koydurup, çok tanınmış Hereke halılarının yapılmasını başlatmıştır. Bugün de Sümerbank idaresinde burada aynı üslupta halılar yapılmaktadır.
Ayrıca Konya, Kayseri, Sivas, Kırşehir bölgesi ile Batı Anadolu'nun Isparta, Fethiye, Döşeme altı, Balıkesir veya Uşak, Bergama, Kula, Gördes, Milas, Çanakkale, Ezine, Doğu Anadolu'da Kars ve Erzurum bölgesinde eski Türk halı sanatının canlandırılması için gayret gösterilmektedir.
Halılarımızı görmek için tıklayınız...
Kaynak:www.eskihalivekilim.com/
Türk halılarının klasik gelişmesi yanında, 16. yüzyılın son yarısında bunun dışında kalan teknik ve dekor bakımından tamamen farklı bir grup görülür ki, bunlara Osmanlı Saray Halıları adı verilmektedir. 1514'te Tebriz'in, sonra 1517'de Kahire'nin de Osmanlılarca fethedilmesi Türk halı sanatında yeni teknik ve desen anlayışına yol açmıştır. Kahire tezgâhlarında yapılan ilk halılarda, 1540-1550 arasında Memlûk halılarının renk ve motifleri ile karışık örnekler görülmüş, fakat kısa zamanda Osmanlı Sarayı' nın natüralist üslubu hâkim olmuştur. Herhangi bir gelişmeye bağlanmadan birden meydana çıkan halılarda saz denilen hançer yapraklar, palmet ve madalyonlar tamamıyla natüralist lale, sümbül, karanfil ve nar çiçekleri ile birleştirilerek yepyeni bir üslup yaratılmıştır. Kumaş, çini, tezhip, cilt kapakları ve kalem işleri gibi Osmanlı Sanatının çeşitli kollarında ortaya çıkan natüralist yaprak ve çiçek dekoru, bu halılarda da kendini gösterir. Çok ince ve zengin desenli bu lüks halılarda uçları birbirine daha yakın olduğu için Iran düğümü tercih edilmiştir. Yün ve pamuktan yapılan düğümler, (metrekarede 200.000-700.000 arasında) daha sık olup, kadifeyi andıran yumuşak bir tesir bırakır. İpek düğüm yoktur, yalnız argaç ve arışlarda bazen ipek kullanılmıştır.
Bunlarda Iran halılarının madalyon düzeni ikinci planda kalarak, esas örnek sonsuzluğa uzanan zeminden kesilmiş bir bölümdür.
Yama gibi duran madalyonlar kaldırılsa bile, örnek bir şey kaybetmez. Madalyonsuz olarak çok daha başarılı kompozisyonlarda halılar vardır. (Resim 38, Çizim 31).
Osmanlı saray halılarının İstanbul'dan gönderilen örneklere göre Kahire'de yapıldığı fikri, ilk defa Erdmann tarafından ileri sürülmüş ve geniş ölçüde benimsenmiştir. Fakat Kühnel, bunlardan bazılarının teknik özelliklerine göre İstanbul'da veya 1474'ten beri halılarının adı geçen ipekçilik merkezi Bursa'da yapılabileceğini belirtmiştir. III. Sultan Murat'ın 1585 tarihli bir fermanı bu görüşü desteklemektedir. Bunda 11 halı ustasının boyanmış yün ipliklerle Kahire'den İstanbula gönderilmesi emredilmektedir. Osmanlı halıları kolayca renk tutan, çok yumuşak ipek gibi bir yünden yapılmıştır ki, bu cins yün Mısır' da bulunuyordu. Kahire' de yapılanlarda argaç ve arışlar boyasız veya bazen sarımsı veya kırmızı yün iplikten olduğu halde, Bursa'da boyalı ipekten tek veya üç iplikten bükülmüştür. Beyaz ve açık mavi renkler için pamuk kullanılmıştır. 16. yüzyıl ortasında başlayan Osmanlı Saray Seccadeleri lüks hediye olarak Avrupa'ya gönderilmiştir. Bunların İstanbul, Bursa ve Edirne gibi saraya yakın çevrelerde yapıldığı düşünülebilir.
Yakın zamanda bulunan bu halı için çeşitli tarihlendirmeler arasında Divriği Ulu Camii için 626 (1228/29) cami yaptıran Mengücüklüler tarafından vakfedildiği, ayrıca Memlûk Halılarından gelen bazı karakteristik motiflere bakarak son zamanlarda Para Memlûk denilen gruba 16. yüzyıl ortalarına girdiği, Anadolu Beylikleri devrinde Selçuklulardan Osmanlılar' a geçiş (14-15. yüzyıl) halısı olabileceği, 17. yüzyıl başına kadar geç devre konulup, sonra 16. yüzyıl başına getirilmesi gibi çok değişik görüşler ileri sürülmüştür. Gördes düğümü ile yapılan bu halının, yünün özelliği, arış ve argaçların bükülmesi ve çok karakteristik kufi bordürüne bakarak, 15. yüzyıl sonunda Konya veya Sivas'ta Marco Polo'nun methettiği eski bir merkezde yapılmış olması akla yakın gelmektedir. Bir deneme olarak ele alındığı, renk ve kompozisyon bakımından pek tatmin edici görülmediğinden devam ettirilmediği düşünülebilir.
Topkapı Sarayı ile Başbakanlık arşivlerinde ve İstanbul Belediye Kütüphanesi'nde halı ile ilgili bilgiler vardır. Osmanlı Saray teşkilatı kurulduğu tarihten beri halı yapıldığı ve ehl-i hiref arasında cemaâti Kaliçe bafanı hassa bulunduğu bu vesikalarda kayıtlıdır. Ayrıca 16. yüzyıl sonlarına kadar hassa halı sanatkârları'nın adlarını, memleketlerini ve aldıkları yevmiyeleri gösteren defterler vardır.
TKSA 9613-1 sayılı ve 932 (1526) tarihli teftiş defterindeki şerhlerde, Fatih devrinden Hamza ve Mustafa olarak iki halı ustasının adı geçmektedir. Bunlardan Hamza, Fatih zamanında Pençik kul olarak gelmiş ve Hâssa Ehl-i Hiref teşkilatına alınmış, sonra Kanuni Sultan Süleyman devrinde (1526) halıcılar cemaati'nin Kethüdası olmuştur. Mustafa ise, yine Fatih devrinde Pençik kul olarak saraya alınmış, zamanla üstad Kaliçebaflar (Halı dokuyucu) arasına girmiş olup, 932 (1526)' daki Cemaât-i Kaliçehafan şakirdlerinden Mehmed'in babasıdır.
İkinci Sultan Beyazıd zamanında üstad ve şakird olarak 19 halıcıdan 5'inin adları bilinmektedir. 917 Rebiülevveli'nde (1511) Beyazıd Camii için Padişaha halı hediye ederek karşılığında 3245 akçe inam alan bu 5 kişinin adları İlyas, Nasuh, İskender, İsmail ve Hızır''dır. Bunlardan İlyas seccade takdim edip, 909 Cemaziyülevvel'de (1503) hazinedar başı vasıtası ile 900 akçe, Nasuh, takdim ettiği halı karşılığı aynı yılda 2000 akçe, İskender, 911 Ramazan'da (1506) halı karşılığı 1500 akçe, İsmail, aynı tarihte halı karşılığı 1500 akçe, Hızır, 915 Rebiyülevvel'de (1509) halı karşılığı 800 akçe almışlardır. Eflâklı olan Nasuh, 932'den (1526) az önce Kanuni zamanında ölmüş olup, Niğbolu' lu İlyas ile Kosovalı Hızır ise, Kanuni hizmetinde sarayda 25 halı ustası arasında bulunmaktadır.
1001 (1592) tarihli defterlerde, III. Sultan Murad devrinden 16 halıcı cemaati vardır. Bu hassa halıcıları arasında Mısır'dan geldiği bildirilen halı ustalarının adları yoktur. Üstelik III. Sultan Murad devrinde hassa halıcılığının bozulmaya başladığı ve oğlu III. Sultan Mehmed zamanında 1008 (1599) tarihine kadar babası'nın 16 halı sanatkârı arasına ancak 1 kişinin katıldığı görülmektedir.
Saray halı ve seccadelerinde kullanılan beyaz ve açık mavi renkli pamuk ve ipek gibi parlak bir cins yün, ancak Mısır'da yetişiyordu. Sultan Murad III.'ün Mısır'dan 11 halı ustası ile gerekli ipliklerin getirilmesi için verdiği emrinde:"Mısır Beylerbeyine hüküm ki muallim ebül Nasır ve muallim Mehmet Fuzunfve Hacı Nebi ve Mehmet Mağribin ve Ali Esved ve Recep ve Ataullah ve Ali bin Muallim Ahmet Vasıl ve İlmedin ve Mehmet bin Arslan nam kimesneler Üstâd Kaliçeciler olduğu ilâm olunup, dergâh-ı muâllama huzurları lazım olmağın kaliçeye müteallik 30 kantar rengâmiz ip ile mezkûrları âlettacil dergâh-ı muâllama göndermek emir edip büyürdüm ki,... vusul buldukta tehir ve tevakkuf etmeyip mezkûrları âlet tacil südde-i saadetime gönderesin ve kaliçeye müteallik 30 kantar rengâmiz ip dahi tedarik eyleyip mezkûrlar ile maen irsal eyle-yesin. Husus-u mezbur mühimdir, ihmâl ve mesahileden ziyade hazer edesin. Divân-ı Hümayun'da vezir İbrahim Paşa Hazretlerine teslim olunmuştur. 3 Zilkade 933 (1585 Ekim 25)." demektedir.
Burada adı geçen ustalardan Mehmet bin Arslan' ın Türk asıllı olduğu baba adından açıkça belli olmaktadır. Bu tarihten sonra halıların malzemesinde argaç ve arışlarda ipek kullanılmış, saray atölyeleri bu tarihte kurulup, ilk örnekleri yapmış olmalıdır. Bunlar saray nakkaşlarının çizdiği örneklere ve diğer (kumaş, kilim, çini, tezhip gibi) sanatlardaki üslup birliği'ne uymaktadır.
18. yüzyıla kadar devam eden saray halı ve seccadeleri, daha sonraları da Uşak ve Konya bölgesinde natüralist çiçek desenleriyle bozularak yaşatılmıştır.
Saray halıları masa örtüsü olarak da kullanıldığı için, buna uygun yuvarlak veya haçvari biçimlerde yapılanları da vardır. Avrupa saray'larına hediye olarak gönderilen bu halılardan memleketimizde İstanbul Türk ve İslam Eser'leri Müzesi'nde biri harap halde iki büyük halı ile, küçük bir seccade, Topkapı Sarayı'nda da büyükçe bir seccadeden başka örnek kalmamıştır. Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ndeki büyük halı kırmızı zeminli olup, örnekler beyaz renkli iri çift Rûmilerin meydana getirdiği dört kollu motiflerin zemin rengi koyu mavi ve yeşil olarak değişik eksenler üzerinde sonsuz sıralanmasını gösteriyor. Bunların dört tarafındaki palmetler birbirine bağlanarak sağlam bir baklava şeması meydana getiriyor.
Son yıllarda Floransa'da Pitti Sarayı'nın deposunda keşfedilen 9.95 m x 3.30 m boyun'da şahane saray halısının zemin örneği İstanbul, TlEM' de bulunan büyük halının zemin örneğini yeşil olarak her sırada iki defa tekrarlamaktadır. Zemin rengi her iki halıda da kırmızıdır. Bu halı 1623'te Amiral Verrazzano tarafından Duke Ferdinando II'ye takdim edilmiştir. Bu halı ilk defa Haward Gallery sergisinde 20 Mayıs 10 Temmuz 1983'te teşhir edilmiş ve Donald King tarafından sergi katalogunda yayınlanmıştır. Çok iyi durumda korun'muş olan halı saray halılarının bütün ihtişamını aksettirmektedir.
Avrupa halı sanatına etki yapmış İspanya ve Polonya halılarında taklit edilmiş olan bu gösterişli lüks halıların geleneği İstanbul'da Uşak ve İzmir bölgesinde günümüze kadar kaba örnekler halinde devam etmiştir. Geç devir İzmir halıları adı ile tanınan bir grup halı'da da kabalaşmış halde saray halılarının etkisi devam eder. ihraç limanına göre, İzmir' e bağlanan bu halılar, aslında Batı Anadolu bölge'sinde (Uşak, Gördes) yapılmıştır.
Divriği Ulu Camii'nde bulunup, maceralı yollardan (1978'de camiden çalınan 22 halı, 1982'de Kayseri'de toprak altına saklanmış halde ele geçirilmişti.) İstanbul Sultanahmet Camii Hünkâr Kasrı'nda Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce açılan Halı Müzesi'ne mal edilen bir halı, kesin bir gruba girmemekle beraber, Türk halıları içinde önemli yerini alır. Gördes düğümü ile yapılan bu halıda zemin kırmızı, örnekler mavi olup, sekizgen yıldızları birbiri'ne bağlayan küçük stilize serviler ve şamdanı andıran küçük yapraklar radial olarak sır Sekizgen yıldızların meydana getirdiği kare bölüm'ler ortasında birer rozet çiçeği diyagonal sıralanmış karakteristik, örgülü kufi bordur Selçuklu halılarından gelen kanatlı yıldız motifleriyle zenginleştirilmiştir. Bu halının Kahire İslam Eserleri Müzesi'nde Uşak halıları bordürleriyle, yakın bir benzeri, zeminden küçük bir parça halinde, diğer bir benzeri de Konya Mevlana Müzesi'ndedir.
Osmanlı saray halıları tekniği ile daha önceki tarihlerde çok nadir de olsa halı yapıldığı günümüze kalabilen tek örnekten anlaşılmaktadır.
I. Sultan Ahmet zamanında ise, hassa halı'cıları son olarak Sultanahmet Camii halılarını yapmış olmalıdırlar, çünkü bundan sonra halı tezgâhlarının yerini sorguççular cemaati almıştır. Fakat İstanbul' da hassa halı tezgâhları dışında eskiden beri ve bu tarihten sonraları, özel imalathanelerde ve ev tezgâhlarında halı yapıldığına şüphe yoktur.
Eskiden beri İstanbul'da Yeni Bahçe'de Halıcılar semti vardır. Burada çarşı yoktu, halılar Kapalıçarşı ile çevresindeki hanlarda satılırdı, İstanbul halıları 20. yüzyıla kadar bir hayli değişiklik geçirdikten sonra, Bandırma ve Kayseri halıları, eski İstanbul tipi örneklerin yerini almıştır. 19. yüzyılda kurulan Hereke fabrikasında, kuruluş tarihinde dokunan halı'ların gerçek İstanbul tipi halılarla ilgisi olmadığı anlaşılıyor. 19. ve 20. yüzyılda İstanbul' da Eyüp Fes hane Müessesesi'nden başka, 20. yüzyılda Kum kapı, Topkapı, Etyemez, Üsküdar ve İstinye' de halı yapılmaya devam edilmiştir. Kum kapı halıları, üstün vasıfları ile şöhret kazanmış, 1959'da o zamanki gündelik gazetelerin rivayetine göre, ipek bir Kum kapı halısı, Amerika'da mübalağalı bir fiyatla, 60.000 dolara satılmıştır.
Son yıllara kadar Topkapı, Kartal ve Pendik'te halı dokunmaya devam edilmekte idi.
19. yüzyıl sonuna kadar Türk halısı gelişmesine devam etmiş, 1844'te Sultan Abdülmecit tarafından Hereke' de kurdurulan kumaş tezgâhlarına 1881'de II. Sultan Abdülhamit, 100 halı tezgâhı koydurup, çok tanınmış Hereke halılarının yapılmasını başlatmıştır. Bugün de Sümerbank idaresinde burada aynı üslupta halılar yapılmaktadır.
Ayrıca Konya, Kayseri, Sivas, Kırşehir bölgesi ile Batı Anadolu'nun Isparta, Fethiye, Döşeme altı, Balıkesir veya Uşak, Bergama, Kula, Gördes, Milas, Çanakkale, Ezine, Doğu Anadolu'da Kars ve Erzurum bölgesinde eski Türk halı sanatının canlandırılması için gayret gösterilmektedir.
Halılarımızı görmek için tıklayınız...
Kaynak:www.eskihalivekilim.com/
İPEKÇİLİK SANATTIR
İPEKÇİLİK SANATTIR
İpek güzel görünüşlü, yumuşak, parlak ve dayanıklı olup, kolaylıkla ve iyi boya tuttuğu
için daha da güzelleştirilebilen hayvansal kaynaklı bir liftir. İpek liflerin kraliçesi olarak
bilinir. (Kaya, yazıcıoğlu 1992.,Hyde, 1984) 4000 yılı aşkın bir süreden beri, insanların
ekonomik hayatında önemli bir rol oynamakta olan ipek, yıllarboyu Çin, Hindistan,
Taşkent, Bağdat, Şam ve İstanbul’dan geçen ipek yolunu takiben Avrupa’ya taşınmıştır.
Bu zaman zarfında ipek altından daha değerli bir ürün olarak alıcı bulmuştur. Tahminlere
göre, ipekçilik ilk önce Çinin kuzeydoğusunda (Şantuk çevresinde) başlamıştır. Ipekçiliğin
Çin’ e komşu olan Türkler arasında başladığına dair rivayetler ve hikayelerde vardır.
Çok eski bir şehir olan Hotan bu işin merkezi olarak gösterilir. (Dalsar, 1960 s.3) Nina Hyde,
Hotanlı Uygur kadınlarının, kış aylarında erkeklerin renklendirilmiş ipek ipliklerle dokuduğu
göz alıcı renkteki kıyafetleri ile, koza hasat festivaline katıldıklarını belirtmiştir. (Hyde, 1984
s. 30) Ayrıca Uygur kadınlarının çeyizlerinde rengarenk dokunmuş ipek kumaşlardan oluşan
kıyafetlerin mutlaka yer aldığından bahseder. Fakat ilk ipekçilik nerede başlamış olursa
olsun, bu işin doğudan batıya yayılması ve dünya ölçüsünde bir değer kazanması çok daha
mühim olduğundan, bu harekette en büyük hizmetin Çin’e komşu olan memleketlere ve bu
arada Türklere düştüğüne şüphe yoktur. Bilindiği gibi, siyasi bakımdan Çin’le en çok ilgisi
olan Türklerdi.
Türkler bir taraftan Çin’le meşgul olurken, diğer taraftan batıya ulaşmakta idiler.(Dalsar,
1960 s.3) Ülkemiz coğrafi yeri ve iklimi bakımından ipekböceği ve dut ağacı yetiştirilmesine
uygun ülkelerden biridir. Trakya, Marmara, Ege, Akdeniz, bölgelerinde bulunan bazı iller ile
Amasya, Diyarbakır, Hatay yöreleri ipekböcekçiliğinin yayılmış olduğu alanlardır. Serüven
Dut’la başlıyor İpekböcekçiliğinde dut yetiştiriciliği birinci aşamayı oluşturur. Dut ağaçları
çok yıllık olduğundan dikimden önce dikkatli ve iyi bir seçim yapılmalıdır. Arzu edilen kaliteden
yaprak üretimi iyi bir seçimle mümkündür. Dut seçiminde; yaprak verimi, yaprak kalitesi,
toprağa ve iklim şartlarına uyumluluk, ipekböceği beslenme yöntemine uygunluk ve son olarak
da hastalık ve haşerelere dayanıklılık hususları dikkate alınmalıdır. Dutluklar ana yollara yakın
olmalı zirai mücadele gerektiren yerlerden en az 100 metre uzakta bulunmalı, eğimi 15
dereceden fazla arazilere kurulmamalı, fabrika, maden ocakları gibi duman ve is çıkaran
sanayi merkezlerinden uzakta kurulmalı, araziden taban suyunun çok yüksek olduğu yerlere
kurulmamalıdır. Dut hastalıklarına dikkat edilmeli, yerinde ve zamanında uygun yöntemlerle
hastalık mücadelesi yapılmalıdır. Yaprak pası, kırmızı yaprak lekesi, dut dili mantarı gibi
hastalıklarda ilaç kullanmak yerine, dalları ve yaprakları kesip toplayarak yakmak faydalıdır.
Dünya’da ticari amaçla üretilen dört çeşit ipek vardır. Bunlar; Dut ipeği, eri ipeği, taşar ipeği
ve muga ipeği’dir. Dut yaprağı ile beslenen ipekböceklerinden elde edilen dut ipeği Dünya ipek
üretiminin yüzde 95’ini meydana getirir.(Kara, 1988 s.4) Dut ile beslenen ipekböceği (Bombyx
Mori) kozalarından devamlı ipek ipliği çekilebildiği için endüstride kullanılan ham ipek ipliği elde
edilir. İpek 4000 yıldan fazla bir süredir evcilleştirilmiş olan Bombyx Mori’den elde edilmektedir.
Hayat Sirkülasyonu a) a) Tohumlar: İpekböceği tohumları çok küçüktür. 2000’e yakın tohum
ancak 1 gr. Gelir. Tohumlar 1-1,3 mm uzunlukta ve 0,9-1,2 mm genişliktedir. b) b) Tırtıllar:
İpekböceği tırtılları larva yumurtadan çıktıkları zaman koyu kahverengi ve siyah renktedir.
Tırtılların baş kısmı büyük, vücut tüylerle kaplı görünümdedir. Yaş ilerledikçe deri rengi açılır
ve deri düzgün bir görünüm alır. c) Baş: Baş, 6 segmentten (halka) dan oluşur. 2.segmentte
anten, 4. segmentte alt çene, 5. segmentte üst çene, 6. segmentte dudak organları bulunur.
Antenlerin üst taraflarında 6 çift basit göz vardır. Antenler 1 çift olup 6 parçadan oluşur, alt
çene kesme işlemini yapar, üst çene uzantıları gıdanın tadını tespit eder. Alt çenenin arasında
alt ve üst dudaklar ile ipeğin salgılandığı filier deliği bulunur. d) d) Göğüs: Göğüs, 3 halkadan
oluşur ve alt tarafında 3 çift ayak bulunur. Bu ayaklar tutunma ve tırmanma işlerinde
kullanılmaz, tutucu özellikte olup yaprakları yeme esnasında tutmaya yararlar. e) e) Karın:
Karın, 11 vücut halkasından meydana gelir. 9 karın halkası ve diğer iki halka kuyruk kısmında
birleşik bir görünümde olup, alt tarafından kuyruk ayağı veya 5 çift yalancı karın ayakları
bulunur. 3-4-5 ve 6’ıncı karın ayaklarının alt tarafında ve son karın halkasında birer çift karın
ayağı vardır. 8. karın halkası üzerinde kuyruk boynuzu (mahmuz) bulunur. 8. ve 9.halkaların
alt kısmında cinsiyet ayrımına yarayan işaretler bulunur. Yalnız bunların gelişimi böceğin
dördüncü ve beşinci yaşları arasında görülebilir.
Dişi cinsiyet işaretleri süt beyazı noktalar şeklinde sekiz ve dokuzuncu halkaların alt kısmında
görülebilir. “Ishwata” guddeleri ismi verilir. Erkek cinsiyet işareti ise süt beyazı renginde 8 ve
9. Karın halkaları arasında ve tam ortada bir çıkıntı görünümümde olup “Herold” guddesi ismi
verilir. İpekböceği Yetiştiriciliği
a) Temizlik ve Dezenfeksiyon: Beslenmeden 7-10 gün önce besleme yerinin temizliği,
kireçle badanası yapılmalıdır. Ayrıca beslenme odası ve evlerin girişine dezenfektanlı
paspaslar koyarak ayakkabılarla mikrop taşınması önlenir. Böcekhaneler kolay
temizlenebilen, havalandırılabilen, sıcaklık ve nemi kontrol edilebilen özelliklere sahip
olmalıdır.
b) İnficar: İnficar ya da fışkırma için özel yumurta kutuları kullanılır. İnficar etmiş
tırtılların boyu ancak 3 mm, ağırlığı da 0,5 gr. kadardır. Üzerleri kıllarla kaplıdır. Fışkıran
tırtıllar, özel kerevetlere alınır. Kerevetler seyyar ya da tavandan askılı olabilir. Temizliğin
kolay yapılabilmesi için ilk kerevetin yerden yüksekliği en az 25 cm. olmalıdır. İki kerevet
arasındaki yükseklik ise 70-90 cm. olarak ayarlanır. (Kaya, Yazıcıoğlu, 1992).
İpek Şallarımızı görmek için tıklayınız...
İpek güzel görünüşlü, yumuşak, parlak ve dayanıklı olup, kolaylıkla ve iyi boya tuttuğu
için daha da güzelleştirilebilen hayvansal kaynaklı bir liftir. İpek liflerin kraliçesi olarak
bilinir. (Kaya, yazıcıoğlu 1992.,Hyde, 1984) 4000 yılı aşkın bir süreden beri, insanların
ekonomik hayatında önemli bir rol oynamakta olan ipek, yıllarboyu Çin, Hindistan,
Taşkent, Bağdat, Şam ve İstanbul’dan geçen ipek yolunu takiben Avrupa’ya taşınmıştır.
Bu zaman zarfında ipek altından daha değerli bir ürün olarak alıcı bulmuştur. Tahminlere
göre, ipekçilik ilk önce Çinin kuzeydoğusunda (Şantuk çevresinde) başlamıştır. Ipekçiliğin
Çin’ e komşu olan Türkler arasında başladığına dair rivayetler ve hikayelerde vardır.
Çok eski bir şehir olan Hotan bu işin merkezi olarak gösterilir. (Dalsar, 1960 s.3) Nina Hyde,
Hotanlı Uygur kadınlarının, kış aylarında erkeklerin renklendirilmiş ipek ipliklerle dokuduğu
göz alıcı renkteki kıyafetleri ile, koza hasat festivaline katıldıklarını belirtmiştir. (Hyde, 1984
s. 30) Ayrıca Uygur kadınlarının çeyizlerinde rengarenk dokunmuş ipek kumaşlardan oluşan
kıyafetlerin mutlaka yer aldığından bahseder. Fakat ilk ipekçilik nerede başlamış olursa
olsun, bu işin doğudan batıya yayılması ve dünya ölçüsünde bir değer kazanması çok daha
mühim olduğundan, bu harekette en büyük hizmetin Çin’e komşu olan memleketlere ve bu
arada Türklere düştüğüne şüphe yoktur. Bilindiği gibi, siyasi bakımdan Çin’le en çok ilgisi
olan Türklerdi.
Türkler bir taraftan Çin’le meşgul olurken, diğer taraftan batıya ulaşmakta idiler.(Dalsar,
1960 s.3) Ülkemiz coğrafi yeri ve iklimi bakımından ipekböceği ve dut ağacı yetiştirilmesine
uygun ülkelerden biridir. Trakya, Marmara, Ege, Akdeniz, bölgelerinde bulunan bazı iller ile
Amasya, Diyarbakır, Hatay yöreleri ipekböcekçiliğinin yayılmış olduğu alanlardır. Serüven
Dut’la başlıyor İpekböcekçiliğinde dut yetiştiriciliği birinci aşamayı oluşturur. Dut ağaçları
çok yıllık olduğundan dikimden önce dikkatli ve iyi bir seçim yapılmalıdır. Arzu edilen kaliteden
yaprak üretimi iyi bir seçimle mümkündür. Dut seçiminde; yaprak verimi, yaprak kalitesi,
toprağa ve iklim şartlarına uyumluluk, ipekböceği beslenme yöntemine uygunluk ve son olarak
da hastalık ve haşerelere dayanıklılık hususları dikkate alınmalıdır. Dutluklar ana yollara yakın
olmalı zirai mücadele gerektiren yerlerden en az 100 metre uzakta bulunmalı, eğimi 15
dereceden fazla arazilere kurulmamalı, fabrika, maden ocakları gibi duman ve is çıkaran
sanayi merkezlerinden uzakta kurulmalı, araziden taban suyunun çok yüksek olduğu yerlere
kurulmamalıdır. Dut hastalıklarına dikkat edilmeli, yerinde ve zamanında uygun yöntemlerle
hastalık mücadelesi yapılmalıdır. Yaprak pası, kırmızı yaprak lekesi, dut dili mantarı gibi
hastalıklarda ilaç kullanmak yerine, dalları ve yaprakları kesip toplayarak yakmak faydalıdır.
Dünya’da ticari amaçla üretilen dört çeşit ipek vardır. Bunlar; Dut ipeği, eri ipeği, taşar ipeği
ve muga ipeği’dir. Dut yaprağı ile beslenen ipekböceklerinden elde edilen dut ipeği Dünya ipek
üretiminin yüzde 95’ini meydana getirir.(Kara, 1988 s.4) Dut ile beslenen ipekböceği (Bombyx
Mori) kozalarından devamlı ipek ipliği çekilebildiği için endüstride kullanılan ham ipek ipliği elde
edilir. İpek 4000 yıldan fazla bir süredir evcilleştirilmiş olan Bombyx Mori’den elde edilmektedir.
Hayat Sirkülasyonu a) a) Tohumlar: İpekböceği tohumları çok küçüktür. 2000’e yakın tohum
ancak 1 gr. Gelir. Tohumlar 1-1,3 mm uzunlukta ve 0,9-1,2 mm genişliktedir. b) b) Tırtıllar:
İpekböceği tırtılları larva yumurtadan çıktıkları zaman koyu kahverengi ve siyah renktedir.
Tırtılların baş kısmı büyük, vücut tüylerle kaplı görünümdedir. Yaş ilerledikçe deri rengi açılır
ve deri düzgün bir görünüm alır. c) Baş: Baş, 6 segmentten (halka) dan oluşur. 2.segmentte
anten, 4. segmentte alt çene, 5. segmentte üst çene, 6. segmentte dudak organları bulunur.
Antenlerin üst taraflarında 6 çift basit göz vardır. Antenler 1 çift olup 6 parçadan oluşur, alt
çene kesme işlemini yapar, üst çene uzantıları gıdanın tadını tespit eder. Alt çenenin arasında
alt ve üst dudaklar ile ipeğin salgılandığı filier deliği bulunur. d) d) Göğüs: Göğüs, 3 halkadan
oluşur ve alt tarafında 3 çift ayak bulunur. Bu ayaklar tutunma ve tırmanma işlerinde
kullanılmaz, tutucu özellikte olup yaprakları yeme esnasında tutmaya yararlar. e) e) Karın:
Karın, 11 vücut halkasından meydana gelir. 9 karın halkası ve diğer iki halka kuyruk kısmında
birleşik bir görünümde olup, alt tarafından kuyruk ayağı veya 5 çift yalancı karın ayakları
bulunur. 3-4-5 ve 6’ıncı karın ayaklarının alt tarafında ve son karın halkasında birer çift karın
ayağı vardır. 8. karın halkası üzerinde kuyruk boynuzu (mahmuz) bulunur. 8. ve 9.halkaların
alt kısmında cinsiyet ayrımına yarayan işaretler bulunur. Yalnız bunların gelişimi böceğin
dördüncü ve beşinci yaşları arasında görülebilir.
Dişi cinsiyet işaretleri süt beyazı noktalar şeklinde sekiz ve dokuzuncu halkaların alt kısmında
görülebilir. “Ishwata” guddeleri ismi verilir. Erkek cinsiyet işareti ise süt beyazı renginde 8 ve
9. Karın halkaları arasında ve tam ortada bir çıkıntı görünümümde olup “Herold” guddesi ismi
verilir. İpekböceği Yetiştiriciliği
a) Temizlik ve Dezenfeksiyon: Beslenmeden 7-10 gün önce besleme yerinin temizliği,
kireçle badanası yapılmalıdır. Ayrıca beslenme odası ve evlerin girişine dezenfektanlı
paspaslar koyarak ayakkabılarla mikrop taşınması önlenir. Böcekhaneler kolay
temizlenebilen, havalandırılabilen, sıcaklık ve nemi kontrol edilebilen özelliklere sahip
olmalıdır.
b) İnficar: İnficar ya da fışkırma için özel yumurta kutuları kullanılır. İnficar etmiş
tırtılların boyu ancak 3 mm, ağırlığı da 0,5 gr. kadardır. Üzerleri kıllarla kaplıdır. Fışkıran
tırtıllar, özel kerevetlere alınır. Kerevetler seyyar ya da tavandan askılı olabilir. Temizliğin
kolay yapılabilmesi için ilk kerevetin yerden yüksekliği en az 25 cm. olmalıdır. İki kerevet
arasındaki yükseklik ise 70-90 cm. olarak ayarlanır. (Kaya, Yazıcıoğlu, 1992).
İpek Şallarımızı görmek için tıklayınız...
Anadolu'nun İpek Yolları
Anadolu'nun İpek Yolları
Anadolu, coğrafi konumu nedeniyle, eski çağlardan beri çeşitli uygarlıkların doğup geliştiği bir yer olduğu gibi, doğu ile batı arasında bir geçit ve köprü işlevi de görmüştür. Bunun sonucu olarak, çeşitli dönemlerde, Kral Yolu (M.Ö. VI. yy.), Roma Devri Yolları (M.Ö. II. yy.) gibi, değişik doğrultu ve karakterde olan yol ağları Anadolu'yu sarmıştır.
Doğunun ipeği ile baharatının ve diğer ürünlerinin kervanlarla Batıya taşınması, Çin'den Avrupa'ya uzanan ve bugün ''İpek Yolu'' olarak adlandırılan ticaret yollarını oluşturmuştur.
Ancak, İpek Yolları yalnızca ticaret yolları olmakla kalmamış, yüzyıllar boyu doğu ile batı arasında kültür alışverişini de sağlamıştır.Anadolu, İpek Yolunun en önemli kavşak noktalarından birini oluşturmuştur. Orta Çağda, ipek yolları Çin'den başlayıp Orta Asya'da birden fazla güzergahı izleyerek köprü niteliği taşıyan Anadolu'yu geçip Trakya üzerinden Avrupa'ya uzanmıştır.
Ayrıca, Ege kıyılarında Efes ve Milet, Karadeniz'de Trabzon ve Sinop, Akdeniz'de Alanya ve Antalya gibi önemli limanlar kullanarak deniz yolu ile Avrupa'ya ulaşmıştır.
Anadolu'da İpek Yolu:
Kuzeyde:
Trabzon, Gümüşhane, Erzurum, Sivas, Tokat, Amasya, Kastamonu, Adapazarı, İzmit, İstanbul, Edirne,
Güneyde:
Mardin, Diyarbakır, Adıyaman, Malatya, Kahramanmaraş, Kayseri, Nevşehir, Aksaray, Konya, Isparta, Antalya, Denizli merkezlerini izlemektedir.
Ayrıca, Erzurum, Malatya, Kayseri, Ankara, Bilecik, Bursa, İznik, İzmit, İstanbul güzergahının da kullanıldığı bilinmektedir.
Kuzey ve Güney güzergahlarında bulunan Sivas ile Kayseri bağlantısıyla oluşan Antalya-Erzurum güzergahının uzantısı, Anadolu'yu İran ve Türkmenistan'a bağlamaktadır.Bu ticaret aksında, karayolunun yanı sıra deniz yolu da kullanılmış olup,
Karadeniz'de:
Kuzeyden gelip Batum üzerinden Trabzon, Samsun, Sinop, İstanbul, Bursa, Gelibolu, Venedik;
Akdeniz'de:
Suriye üzerinden Antakya, Antalya, İzmir (Foça), Avrupa hattın izlemektedir.14. yüzyıldan sonra, Osmanlılar döneminde de önemini sürdüren İpek Yolu, Yeni Çağda yapılan keşifler sonucu canlılığını yitirmeye başlamıştır. 16. ve 17. yüzyıllarda ipeğin Avrupa'da da üretilmeye başlanmasından sonra eski önemini kaybetme tehlikesiyle karşılaşmıştır.
Artan denizcilik faaliyetleri ile de, kervanlar ortadan kalkmaya ve Uzak Doğu ürünleri çekiciliğini yitirmeye başlamıştır. 19. yüzyıldan itibaren, İpek Yolu kullanılmaz olmuştur.
Orta Çağda, Doğunun zengin ürünlerinin Anadolu üzerinden Batıya güvenli bir şekilde sevkini sağlayan Selçuklular, aldıkları önlemlerle ticari faaliyeti canlı tutarak devletin zenginliğini de artırmışlardır.
Zira, Orta Çağ Anadolusu'nda ticaret, devletin zenginliğini birinci derecede etkileyen faaliyetler arasında yer almaktaydı.Selçuklular, yabancılarla ticari anlaşmalar yapmışlar; Hıristiyan tacirlere, Müslüman tacirler gibi Anadolu topraklarında ticaret özgürlüğü tanımışlar; yolculuklarında karşılaşabilecekleri soygunlara ve her türlü zarara karşı devlet güvencesi sağlamışlardır.
Ticari yaşamı gözetmek amacıyla ''devlet sigorta sistemini" ilk kullanan ve ayrıca gümrük vergilerinde uyguladıkları indirimlerle ticari hayat özendirmeye çalışan yine Selçuklular olmuştur.Han ve kervansaraylar, bu aktif ortamın önemli görevler yüklenen kuruluşlarıdır.
Issız yollar üzerinde kaleyi andıran görünümleri, zengin taş süslemeleri, gelişmiş mekan tasarımlar ile, mimari açıdan da etkisi büyük olan bu görkemli yapılar, belli bir ulaşım programının ve güçlü bir yol politikasının uygulanması bakımından titizlikle ele alınmışlardır.Gerek Selçuklu gerekse Osmanlı dönemlerinde inşa edilen kervansaraylarda, kervanlar askeri birlikler tarafından korunurdu.
Kervansarayda kalındığı sürece yolcuların can ve malları teminat altına alınır, her türlü bakım ve hizmetlerin yerine getirilmesinden doğan giderleri karşılamak amacıyla vakıfları bulunurdu.
Bu yapılar, seyahat ve ticareti güvence altına alan, sosyal dayanışmayı sağlayan nitelikleri yanında, gelen tacirlerin mallarını pazarladıkları durak yerleri ve ayrıca önceden depolanan erzak ile mühimmatın ordunun sefer zamanında ikmalini kolaylaştıran üslerdi.
Genellikle yaya yürüyüşü ile 8-10 saati geçmeyen, deve yürüyüşüyle de bir gün süren 30-40 kilometrelik mesafelerde inşa edilmişlerdir.
Anadolu Selçukluları tarafından bu ticari yollar üzerinde inşa edilmiş olan konaklama kuruluşlarından devlet büyükleri ve hayır sahipleri tarafından yaptırılanlara "HAN", sultanlar tarafından yaptırılan ve diğerlerine göre daha büyük ve görkemli olanlarına "SULTAN HAN" denmektedir.
O çağda, kırsal alanlarda kurulan han ve kervansarayların kaleye benzer, kalın ve sağır duvarlarıyla dışa kapalı yapılar olarak inşasını zorunlu kılan neden, güvenlik idi.
İçlerinde yolcuların yatmasına mahsus odalar, atların dinlenmesi ve eşyaların korunması için bölümler, mescit, yıkanma yerleri, çeşmeler ile nalbant, doktor, veteriner, araba ve koşum onarım hizmetleri de yer almaktaydı.
Han ve kervansaraylarda konaklayan yolcular din, dil, ırk fark gözetilmeden üç gün kalabilir, hastaysa tedavi edilirdi. Günde iki öğün yemek verilen, banyo ihtiyaçları karşılanan, hayvanlarına bakılan ve yem temin edilen bu yolculardan üç gün süreyle hiçbir ücret alınmaz, tüm giderler vakıftan karşılanırdı.
Bu vakıfların vakfiyelerinde nasıl yönetilecekleri, gelirlerinin neler olduğu, görevlilerin çalıştırılma şekilleri ve ücretleri açık olarak belirtilmekteydi.Yapılan araştırmalar sonucu, Anadolu'da yaklaşık 200 han ve kervansaray olduğu tespit edilmiştir.
İpek Şallarımızı görmek için tıklayınız...
Kaynak: www.kultur.gov.tr
Anadolu, coğrafi konumu nedeniyle, eski çağlardan beri çeşitli uygarlıkların doğup geliştiği bir yer olduğu gibi, doğu ile batı arasında bir geçit ve köprü işlevi de görmüştür. Bunun sonucu olarak, çeşitli dönemlerde, Kral Yolu (M.Ö. VI. yy.), Roma Devri Yolları (M.Ö. II. yy.) gibi, değişik doğrultu ve karakterde olan yol ağları Anadolu'yu sarmıştır.
Doğunun ipeği ile baharatının ve diğer ürünlerinin kervanlarla Batıya taşınması, Çin'den Avrupa'ya uzanan ve bugün ''İpek Yolu'' olarak adlandırılan ticaret yollarını oluşturmuştur.
Ancak, İpek Yolları yalnızca ticaret yolları olmakla kalmamış, yüzyıllar boyu doğu ile batı arasında kültür alışverişini de sağlamıştır.Anadolu, İpek Yolunun en önemli kavşak noktalarından birini oluşturmuştur. Orta Çağda, ipek yolları Çin'den başlayıp Orta Asya'da birden fazla güzergahı izleyerek köprü niteliği taşıyan Anadolu'yu geçip Trakya üzerinden Avrupa'ya uzanmıştır.
Ayrıca, Ege kıyılarında Efes ve Milet, Karadeniz'de Trabzon ve Sinop, Akdeniz'de Alanya ve Antalya gibi önemli limanlar kullanarak deniz yolu ile Avrupa'ya ulaşmıştır.
Anadolu'da İpek Yolu:
Kuzeyde:
Trabzon, Gümüşhane, Erzurum, Sivas, Tokat, Amasya, Kastamonu, Adapazarı, İzmit, İstanbul, Edirne,
Güneyde:
Mardin, Diyarbakır, Adıyaman, Malatya, Kahramanmaraş, Kayseri, Nevşehir, Aksaray, Konya, Isparta, Antalya, Denizli merkezlerini izlemektedir.
Ayrıca, Erzurum, Malatya, Kayseri, Ankara, Bilecik, Bursa, İznik, İzmit, İstanbul güzergahının da kullanıldığı bilinmektedir.
Kuzey ve Güney güzergahlarında bulunan Sivas ile Kayseri bağlantısıyla oluşan Antalya-Erzurum güzergahının uzantısı, Anadolu'yu İran ve Türkmenistan'a bağlamaktadır.Bu ticaret aksında, karayolunun yanı sıra deniz yolu da kullanılmış olup,
Karadeniz'de:
Kuzeyden gelip Batum üzerinden Trabzon, Samsun, Sinop, İstanbul, Bursa, Gelibolu, Venedik;
Akdeniz'de:
Suriye üzerinden Antakya, Antalya, İzmir (Foça), Avrupa hattın izlemektedir.14. yüzyıldan sonra, Osmanlılar döneminde de önemini sürdüren İpek Yolu, Yeni Çağda yapılan keşifler sonucu canlılığını yitirmeye başlamıştır. 16. ve 17. yüzyıllarda ipeğin Avrupa'da da üretilmeye başlanmasından sonra eski önemini kaybetme tehlikesiyle karşılaşmıştır.
Artan denizcilik faaliyetleri ile de, kervanlar ortadan kalkmaya ve Uzak Doğu ürünleri çekiciliğini yitirmeye başlamıştır. 19. yüzyıldan itibaren, İpek Yolu kullanılmaz olmuştur.
Orta Çağda, Doğunun zengin ürünlerinin Anadolu üzerinden Batıya güvenli bir şekilde sevkini sağlayan Selçuklular, aldıkları önlemlerle ticari faaliyeti canlı tutarak devletin zenginliğini de artırmışlardır.
Zira, Orta Çağ Anadolusu'nda ticaret, devletin zenginliğini birinci derecede etkileyen faaliyetler arasında yer almaktaydı.Selçuklular, yabancılarla ticari anlaşmalar yapmışlar; Hıristiyan tacirlere, Müslüman tacirler gibi Anadolu topraklarında ticaret özgürlüğü tanımışlar; yolculuklarında karşılaşabilecekleri soygunlara ve her türlü zarara karşı devlet güvencesi sağlamışlardır.
Ticari yaşamı gözetmek amacıyla ''devlet sigorta sistemini" ilk kullanan ve ayrıca gümrük vergilerinde uyguladıkları indirimlerle ticari hayat özendirmeye çalışan yine Selçuklular olmuştur.Han ve kervansaraylar, bu aktif ortamın önemli görevler yüklenen kuruluşlarıdır.
Issız yollar üzerinde kaleyi andıran görünümleri, zengin taş süslemeleri, gelişmiş mekan tasarımlar ile, mimari açıdan da etkisi büyük olan bu görkemli yapılar, belli bir ulaşım programının ve güçlü bir yol politikasının uygulanması bakımından titizlikle ele alınmışlardır.Gerek Selçuklu gerekse Osmanlı dönemlerinde inşa edilen kervansaraylarda, kervanlar askeri birlikler tarafından korunurdu.
Kervansarayda kalındığı sürece yolcuların can ve malları teminat altına alınır, her türlü bakım ve hizmetlerin yerine getirilmesinden doğan giderleri karşılamak amacıyla vakıfları bulunurdu.
Bu yapılar, seyahat ve ticareti güvence altına alan, sosyal dayanışmayı sağlayan nitelikleri yanında, gelen tacirlerin mallarını pazarladıkları durak yerleri ve ayrıca önceden depolanan erzak ile mühimmatın ordunun sefer zamanında ikmalini kolaylaştıran üslerdi.
Genellikle yaya yürüyüşü ile 8-10 saati geçmeyen, deve yürüyüşüyle de bir gün süren 30-40 kilometrelik mesafelerde inşa edilmişlerdir.
Anadolu Selçukluları tarafından bu ticari yollar üzerinde inşa edilmiş olan konaklama kuruluşlarından devlet büyükleri ve hayır sahipleri tarafından yaptırılanlara "HAN", sultanlar tarafından yaptırılan ve diğerlerine göre daha büyük ve görkemli olanlarına "SULTAN HAN" denmektedir.
O çağda, kırsal alanlarda kurulan han ve kervansarayların kaleye benzer, kalın ve sağır duvarlarıyla dışa kapalı yapılar olarak inşasını zorunlu kılan neden, güvenlik idi.
İçlerinde yolcuların yatmasına mahsus odalar, atların dinlenmesi ve eşyaların korunması için bölümler, mescit, yıkanma yerleri, çeşmeler ile nalbant, doktor, veteriner, araba ve koşum onarım hizmetleri de yer almaktaydı.
Han ve kervansaraylarda konaklayan yolcular din, dil, ırk fark gözetilmeden üç gün kalabilir, hastaysa tedavi edilirdi. Günde iki öğün yemek verilen, banyo ihtiyaçları karşılanan, hayvanlarına bakılan ve yem temin edilen bu yolculardan üç gün süreyle hiçbir ücret alınmaz, tüm giderler vakıftan karşılanırdı.
Bu vakıfların vakfiyelerinde nasıl yönetilecekleri, gelirlerinin neler olduğu, görevlilerin çalıştırılma şekilleri ve ücretleri açık olarak belirtilmekteydi.Yapılan araştırmalar sonucu, Anadolu'da yaklaşık 200 han ve kervansaray olduğu tespit edilmiştir.
İpek Şallarımızı görmek için tıklayınız...
Kaynak: www.kultur.gov.tr
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)