17 Ocak 2008 Perşembe

TÜRK KARTPOSTALLARI

TÜRK KARPOSTALLARI


Geçmişin izlerini bir fotoğraf karesinde saklayan kartpostallar,

anıların en canlı tanıkları olarak karşımıza çıkıyor. Önce siyah

beyaz basılan, ardından olanca renkleriyle raflarda yerini alan

kartpostallar, yakın tarihe ışık tutması nedeniyle belgesel bir

değer de taşıyor...



19. yüzyılın ortalarında Avrupa ve Amerika’da kullanılan ilk

kartvizitler, bugünkü kartpostalların atası olarak biliniyor.

Çoğunlukla arkadaş ziyaretlerinde ve özel günlerde kullanılan

bu kartvizitin yaratıcısı Paris’li portre sanatçısı Andre Disderi’ydi.

Zamanla İmparator III. Napolyon’nun kendi kartı için Disteri’ye

poz vermesinin ardından kartvizitler, doğum günlerinde, yortularda

yakın çevreye verilmeye başladı. Victoria Dönemi’nde ise kartvizit

albümleri ortaya çıktı. Amerikan İç Savaşı sırasında büyük bir pazara

dönüşen kartvizitlerin boyutları büyüyerek kartpostala döndü.

Birdenbire benimsenen kartpostallar, büyük bir çılgınlıkla tüm dünyaya

yayılmaya başladı.



Bayramların vazgeçilmeziydi...

Dünyayla birlikte Türkiye’de de yaygınlaşan kartpostallar,

yıllarca bayramların vazgeçilmez tebrik mesajlarını taşıdı.

Batı geleneklerinin benimsenmesiyle, yılbaşı ve doğum günleri

gibi kutlamalara da aracılık etmeye başlayan bu fotoğraflı kartlar,

asker ocağından postalanan özlemlerin en tipik aynası oldu.

Önceleri siyah beyaz basılan kartların ön yüzlerinde çeşitli tarih

ve isimlere rastlanırken, teknoloji onları da değiştirdi; boyadı,

renklendirdi, parlattı...





Eski kartpostallara rağbet çok
Bugün sayıları hızla artan koleksiyoncular son yıllarda kartpostallara

da merak sardı. Özellikle siyah beyaz ve eski olanlar sıkça el

değiştirmeye, sergilenmeye ve arşivlenmeye başlandı. Osmanlı

kartpostalları, peşinden koşulan çeşitlerin başında yer alırken, piyasayı

iki haftada bir yoklayan koleksiyonerlerin, her çıkan yeni karttan ikişer

adet saklaması adet oldu.

Bunlar arasında turistik ülke örneklerini de biriktirerek, oldukça zengin

bir arşiv oluşturanların sayısı hiç de az değil. Yakın geçmişe ışık tutan

ve belgesel özellik taşıyan kartpostallar modaya uyup, sık sık çehre

değiştirse de ülkeleri ve dönemin yaşamını yansıtması açısından

önemli sayılıyor. Kartpostallar için düzenlenen müzayedeler ise

koleksiyonerlerin başlıca ilgi odağı. Minyatürler,çini desenleri, halı

motifleri, antik parçalar, hayvanlar, karlı noel manzaraları,

reprodüksiyon kartları bu grubun en gözde ürünleri.

Dünyanın her yanında olduğu gibi, Türkiye’ye gelen turistlerin de ilk işi,

bir kartpostal seçip, arkasına "ben buradaydım, burayı gördüm" dercesine

iki satır karalamak ve onu postalamak oluyor.





Ülkemize gelen yabancı turistlerin en çok tercih ettikleri kartların

başında Türk Bayrağı kartpostalı, altı minaresinin de göründüğü

Sultanahmet Cami fotoğrafı geliyor. Bunları; turistik deve, çok

fotoğraflı kartlar, gravürler takip ediyor.



Reşit Keskin, bir yenilik olarak kartpostallardaki fotoğrafları küçük el

çantalarının üzerlerine bastıklarını ve bunun turistler tarafından ilgi

gördüğü belirtiyor. Çantaların üzerindeki resimler, kartpostal dünyasına

yepyeni bir boyut kazandırırken, küçük ebat ipek halı motifleri de

yabancıların en çok satın aldığı ve ilgi gösterdiği turistik anı eşyalarının

başında geliyor.



Şehir planlamacılarına düşen görevler;



Her kartpostalın sınırlarımızı aşıp Türkiye’yi tanımayanlara ulaştığı

düşünülürse, çekilen her fotoğrafın ülkeyi tanıtmak açısından yarattığı

önem bir kez daha büyüyor. Kartpostala böyle yaklaşıldığında, turistik

yöre ve tarihi eserlerin bulunduğu bölgelerdeki çevre düzenlemesi de

gündeme geliyor. Öncelikle bu bölgelerdeki ilan, pano, direk, havada

asılı kablolar gibi görsel kirliliğe sebep olan detaylardan bir an önce

kurtulmak geliyor. Örneğin, İstanbul’un Galata Kulesi veya Laleli Otelleri’

nin çatıları gibi panaromik açılar sunan noktaların gözden geçirilmesi,

ayrıca turistlerin en çok fotoğraf çektikleri tarihi eserlerin çevresinde

düzensiz uzayarak görüş açısını, seyir ve çekim imkanını engelleyen

ağaçların peysaj mimarları gözetiminde temizlenmesi gerekiyor.

Tüm bunlar kuşkusuz, yalnızca kartpostal için değil, gelen her konuk

için daha özenli seyir ve fotoğraf imkanı sunacak, ülkemizin doğru ve

güzel görüntülerle sunulmasını sağlayacak.





Kartpostallarımızı görmek için tıklayınız...

T shirt Tarihi

T shirt Tarihi

T-shirt yakın geçmişe kadar günümüzdeki konumundan oldukça uzakta, yalnız iç çamaşırı olarak kullanılan bir eşya olarak algılanmış, bu konumunun gereği olarak geçmiş yıllarda henüz ne reklam aracı kullanılan bir eşya ne de tek başına bir sanayii kolu olabilmiştir. T-shirt’ün doğuşuna ve yaygın kitleler tarafından dış giysi olarak kullanılmasına sebep olan sürecin Deniz Kuvvetleri aracılığı ile başladığı varsayılmaktadır.



İlk T-shirt’ ün imal tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, askeri kurallar gereği bahriyelilerin göğüs kıllarının görünmesini önlemek amacıyla 1913 yılında Amerikan Deniz Kuvvetlerinde bisiklet yaka, kısa kollu beyaz renkli ve pamuklu kumaştan mamül bir atlet giyilmesinin zorunlu tutulması bu sanayinin başlangıcı kabul edilmektedir. Bu giysi ordu tarafından aslında görünmemesi gereken bir iç çamaşırı olarak öngörülmüştür.



1934 yılında "It Happened One Night," filminde, giysi olarak kullandığı T-shirt’ü çıkararak üstü çıplak kalan Clark Gable’ ın, T-shirt’ ün dış giysi olarak kullanılması yolundaki yükselişte önemli rol oynadığı varsayılır. Fakat T-shirt, o yıllarda yinede yaygın olarak uygun bir giysi altına giyilen bir iç çamaşırı olarak kullanılmaya devam edilmiştir.



T-shirt ün iç çamaşırı olarak kullanıldığı gibi, dış giysi olarak ta kullanılmaya uygun olduğu ilk kez 1938 de telaffuz edilmeye başlanmıştır. Bahriyeliler zorunlu olarak giydikleri ve daha sonra rengi kamuflaj amacıyla yeşil olarak değiştirilen beyaz atletlerini dış giysi olarak kullanmaya başlamışlardır. 1944 yılında ordu tarafından yürütülen bir araştırma, koltuk altında ter tutma özelliği ve daha iyi görünmesi sebebiyle silah altına alınmış personelin kollu T-shirtleri kolsuz olanlara tercih ettiğini ortaya koymuştur.



Clark Gable’ örneğinde olduğu gibi, Marlon Brando “A Streetcar Named Desire” filminde, James Dean “Rebel Without a Cause” filminde ve genç Elvis Presley gibi diğer yıldızlarda Holywood filimlerinde T-shirt’ün çekici bir dış giysi olarak algılanmasında önemli rol oynamışlardır.



İkinci Dünya Savaşı, T-shirt’ ün dış giysi olarak kullanılması açısından uluslararası bir yükseliş ve ilk baskılı T-shirtleri getirmiştir. Kayıtlı en eski baskılı T-shirt, New York valisi Thomas E. Dewey tarafından 1948 yılı başkanlık seçimleri kampanyasında "Dew-It with Dewey" sloganı ile kullanılmış ve Smithsonian Enstitüsünde sergilenmektedir. Bu gelişme ile T-shirt’ ün çizgisi ve kullanım alanı artık ebediyen değişmiştir.



Fakat tüm gelişmelere rağmen, T-shirt yinede halen yalnız erkeklere özgü kabul edilmektedir. Walt Disney’in de içinde olduğu bazı pazarlama dahilerinin T-shirt üzerine harfler ve basit tasarım baskıları yapması ve hatıra eşyası olarak satışa sunmasıyla T-shirt kullanımında erkek egemenliği ortadan kalkmıştır. Daha sonra hippilerin geleneksel kıyafetleri reddettikleri 60lı yıllara gelinmiş, T-shirt boyanarak kişisel beğenileri yansıtabilen en kolay, en ucuz giyim tarzı olarak benimsenmiştir.



1959 yılında, Plastisol adı verilen esneme özelliğine sahip baskı mürekkebinin bulunması T-shirt tasarımı ve baskı tekniklerinin geliştirilmesi açısından devrim sayılmaktadır. Bu gelişmeyi takip eden sıcak baskı ve daha sonra litho baskı tekniklerinin geliştirilmesi T-shirt endüstrisini doğurmuştur.



Uluslararası dönemsel moda akımlarından farklı olarak T-shirt kolaylıkla kişisel talep ve istekler doğrultusunda şekillendirilebilmektedir. Gelişen bilgisayar ve yazılım teknolojisi üreticilerin, müşteriler tarafından T-shirt üzerinde talep edilen kişiye özel baskıları gerçekleştirebilmesini olanaklı kılmakta, böylelikle T-shirt hayatın özel anlarının yansıtılabildiği bir mecraya dönüşebilmekte hatta üzerinde hayat hikayeleri anlatılabilmektedir. Moda tarihçilerinin bir zamanlar küçümseyerek üzerinde durmadıkları T-shirt tarihi, T-shirt’ün moda dünyasında günümüzde ulaştığı noktada ciltler dolusu kitaba sığdırılamamaktadır.





Erkek T-shirtlerimizi görmek için tıklayınız...



Bayan T-shirtlerimizi görmek için tıklayınız...







Kaynak: http://etf.com.tr

PEŞTAMAL HAKKINDA

PEŞTAMAL HAKKINDA

Kuşağın üzerine bağlanan yöresel bir dokuma çeşididir. Günümüzde hazır olarak alınır. Şalpazarı’nda kullanılan renkler bordo-beyaz, bordo- siyah ve kahverengi- siyahtır. Eskiden “şal peştambal” denilen ve Şalpazarı’na adını veren ,yünden dokunan
Siyah renkli peştamallar da yaygın şekilde kullanılırmış. Şal peştamalların uçlarında bele bağlamak için ucu püsküllü özel bağları bulunurmuş.Gelinler için ise ipek peştamallar satın alınırmış.


Peştamal kuşakla veya kuşaksız olarak kullanılır. Eskiden peştamalsız dolaşmak ayıp sayılırken ve kuşak peştamal olmadan sarılmazken günüüzde sadece kuşağın kullanıldığı da görülebiliyor.

Hazır alınan peştamalın kenarına sökmemesi için dikiş geçilir. Bele sarılırken sadece sarılıp bırakıldığı gibi sarıldıktan sonra katlanıp bele de sokulur. Peştamalın katlanması da özel şekilde olur. Ortaya yakın bir yerden alınıp katlanır. Peştamalı katlamanın birkaç değişik şekli de vardır. Ancak hiçbir zaman bir ucu alınıp üçgen yapılıp bele sokulmaz. Peştamal kuşağın üzerine sarılıyorsa katlanırken kuşağın saçaklarına dikkat edilir. Saçaklar görülecek şekilde katlanır.

Eskiden bazı köylerde peştamalı katlamak ayıp görülürmüş.Özellikle de fakirliğin fazla olduğu yıllarda peştamal örtünmede son derece önemli bir işlevi karşılarmış. Günümüzde ise, yaşlılar ve orta yaşlılar arasında bu işlevini devam ettirse de gençler arasında daha çok bir süs olarak kullanılıyor.



Peştamallarımızı görmek için tıklayınız...

Halı Nasıl Temizlenir?

Halı Nasıl Temizlenir?
“Ne şekilde olursa olsun gündelik kullanım esnasında halılarda çeşitli lekelerin oluşması doğaldır. Önemli olan hangi lekenin nasıl temizleneceği konusunda yeterli bilgiye sahip olmaktır. ‹şte 12 zorlu lekeye karşı 12 farklı temizleme yöntemi...”

Halınız ilk günkü görünümünü zaman içinde kaybeder. Bu gündelik kullanımdan kaynaklanan geçici bir kirlenme veya doğru yöntemlerin uygulanmamasından kaynaklanan kalıcı bir hasardan ötürü olabilir.

Ne şekilde olursa olsun gündelik kullanım içerisinde halılarda çeşitli lekelerin oluşması doğaldır. Önemli olan hangi lekeyi nasıl temizleyeceğiniz konusunda yeterli bilgiye sahip olmanızdır. ‹şte 12 zorlu lekenin temizlenmesine yönelik 12 farklı temizleme yöntemi…

Halı temizliğinde birtakım leke yok etme önerilerinde bulunmadan önce şunu belirtmek gerekir; halınızın ömrünü uzatmak istiyorsanız halı kesinlikle düzenli olarak vakumlanmalıdır. Düzenli vakumlama halınızın yüzeyindeki kir taneciklerinin zaman içinde derinlere nüfuz ederek kalıcı ve derin lekeler oluşturmasını önleyerek zamanında yok edilmesini sağlayacaktır. Böylelikle ciddi paralar harcayarak satın aldığınız değerli halılarınız ilk günkü görünümlerini korumayı sürdürecektir. Vakumlama işleminde önemli bir diğer konu ise halı yüzeyini zedelemeden yalnızca kirlerin alınmasını sağlayacak uygun aparatın kullanılması olacaktır. Bunun yanında bazen fırça aparatıyla ulaşılamayacak kirler her ne kadar görünürde bir kir bırakmamış gibi görünse de halının derinlerine nüfuz ederek kalıcı kir ve leke oluşumuna neden olur. Bu açıdan daha derinlere temas edebilecek aparatları kullanın. Halının püskülleri varsa, buna dikkat ederek ona göre bir vakumlama yapın. Her ne şekilde olursa olsun vakumlama işlemini dikkatli yapmayı unutmayın. Halınız kalın dokuluysa ve vakumlamadan kaynaklanan izleri bir diğer deyişle gölgelenmeyi yok etmek istiyorsanız, o zaman tek bir yönde vakumlama işlemini gerçekleştirmeniz doğru olacaktır. Daha sonra halı yüzeyini elinizle düzleştirmeyi unutmayın. Böylelikle halı yüzeyinde herhangi bir gölgelenme olmayacaktır.

Halınızı yüzeyinde beliren sandalye, masa, sehpa ve koltuk ayaklarından kaynaklanan iz ve çukurlaşmaları da mobilyalarınızı yerlerini zaman zaman değiştirerek yok edebilirsiniz. Böylelikle halının yıpranma oranını azaltır her parçanın daha eşit şekilde eskimesini sağlamış olursunuz. Ayrıca halının kirlenme oranı fazla olan alanlarını da mümkün olduğunca sık temizlemenizde fayda vardır.

Kir ve lekeye karşı koruma;
ilk yardım:

Hiç kimse değerli boş zamanlarını halı temizliğiyle geçirmek istemez. Halıdaki leke ve kirleri temizlemek için geçirilen zaman kaybını önlemek kadar yıpranma ve kirlenmeye karşı önemli bir yöntem de dışarıda giyilen ayakkabıların mümkün olduğunca ev içerisinde giyilmemesini sağlamaktır. Eve girişte ayakkabıların çıkarılması veya kapı önü paspaslarının kullanılması bu anlamda önlem olarak alınabilir. Kapı girişlerinde kullanılacak paspaslar hem kirlenmeyi azaltacak hem de hijyen sağlayacaktır. Unutulmaması gereken bir diğer nokta da girişlerde kullanılan bu paspasların mümkün olduğunca yıkanabilir özellikte olmaları gerektiğidir.

Güzelim halınızın üzerine herhangi bir sıvının dökülmesi durumunda öncelikle yapmanız gereken şey, dökülen sıvı fazlalığını birkaç kat havlu peçete yardımıyla almak olacaktır.

‹lk yardım niteliğindeki bu işlemin ardından bir miktar seyreltilmiş sıvı el deterjanı ve temiz bir bez yardımıyla lekenin üzerini leke yok olana dek tamponlayın.

Peki, hangi lekeye ne tür bir temizleme yöntemi uygulanmalıdır? ‹şte bir dizi leke ve uygun temizleme metodları…

12 FARKLI LEKE TEMİZLİĞİ

Domates ve sos lekelerinin temizlenmesi:
Spagetti sosu veya domates çorbası gibi domates bazlı halı lekelerini temizlerken %3 hidrojen peroksit veya oksijen içeren sıvı ferment deterjan kullanabilirsiniz. Halıdaki lekeleri yok etmeye çalışırken, her zaman halının çok fazla gözle görülmeyen bir kısmında bu uygulamayı yapmayı akıldan çıkarmayın. Temizleyiciyi uyguladıktan sonra, birkaç dakika lekenin üzerinde bırakın, ardından temiz suyla durulayın. Her zaman bir kurutma kağıdı ile kurutarak lekeleri halıdan alın, ama asla sürtmeyin. Böylelikle halı elyafı zarar görmemiş olur. Lekeye yönelik uygulamalarda daima dışardan içeri doğru hareket edin. Böylelikle lekenin daha fazla alana dağılmasını önlemiş olursunuz.

Sakız lekesinin temizlenmesi:
Sakız halı yüzeyinde yapışkan bir kir bırakır. Sakızdan kaynaklanan bu tip lekeler konusunda endişe etmeyin. Çünkü temizlenmesi ve halı yüzeyinden yok edilmesi aslında oldukça kolaydır. Bu tip yapışkan kirler ya belli firmaların sprey temizleyicileri veya herhangi bir yağlı temizleyicilerle kolaylıkla yok edilir. Önemli olan halının yüzeyine yapışmış ve kurumuş bu sakız taneciklerinin yumuşamasını sağlamaktır. Ardından sodalı su yardımıyla temiz bir bezi lekenin üzerine bastırmak ve birkaç dakika bekletmek yeterli olacaktır. Bu işlemin ardından leke yok edildiğinde hiç kimse bu yüzeyde önceden sakız lekesi bulunduğuna inanmayacaktır.



Yağ lekesinin temizlenmesi:
Yağ lekeleri de ayrı bir derttir. Halıdaki yağ lekelerini temizlemek için şu yöntemi uygulamayı deneyin; yağlı leke ya da lekelerin üzerine bir gece öncesinden soda veya mısır nişastası uygulayın. Vakumlamanın ardından, yağın emilimi sağlanır. Eğer bu uygulamanın ardından hala leke ve kalıntı yok edilmediyse, leke yok olana kadar lekenin üzerine bir bez yardımıyla sirke uygulayın. Yağ lekelerini çözmek üzere özel olarak formüle edilmiş bir sıvı bulaşık deterjanı halıdaki yağ lekelerini yok edecektir. Bunun için de yarısı deterjan yarısı su dolu bir solüsyonu lekenin üzerine direkt spreyleme yöntemiyle uygulayabilirsiniz. Ardından havlu peçete veya temiz bir bez yardımıyla leke kaybolana dek silebilirsiniz. Daha sonra durulamak için nemli bir sünger yardımıyla lekenin üzerini silin.

Şurup ve benzeri yapışkan lekelerin temizlenmesi:
Herhangi bir pasta, kek şurubu veya reçelin halıya dökülmesi tam bir kabustur. Bu yapışkan döküntü daha da derinlere halı elyafının içine nüfuz ederse daha da büyük felaket olur. Bu tarz şekerli ve yapışkan sıvı lekelerin temizliğinde, bir çay kaşığı bulaşık deterjanını bir çay kaşığı ılık suyla karıştırarak bir solüsyon elde edin. Bu sıvıyı lekenin üzerine spreyleyerek uygulayacabileceğiniz bir şişeye koyun. Sıvıyı lekenin üzerine döktükten sonra kağıt havlu veya temiz bir bez yardımıyla lekenin üstünü silin. Bu uygulamanın da ardından lekenin üzerini yapışkan ve sabunlu kalıntıyı halıdan yok etmek amacıyla temiz suyla silin.

Şarap lekesinin temizlenmesi:
Şarabın tanen içermesi nedeniyle şarap lekelerinin yok edilmesi bazen çok zordur. Halıdaki kırmızı ve beyaz şarap lekelerini yok etmek için bazı basit solüsyonlar vardır. Örneğin, eğer halıya kırmızı şarap döküldüyse, lekenin üzerine derhal bir bardak beyaz şarap dökün. Beyaz şarap kırmızı şarabı etkisiz kılacak, böylelikle leke kaybolacaktır. Beyaz şaraptan kaynaklanan lekeleri ise bir miktar sirkeyle bastırmanız yeterli olacaktır. Her iki lekeyi yok etme metotları da beş dakikadan az bir zamanı alır.

Üzüm suyu lekesinin temizlenmesi:
Şarapta olduğu gibi üzüm suyundaki tanenler lekenin halıdan çıkarılmasını zorlaştırır. Koyu bir mor lekenin verdiği görünüm oldukça ürkütücü bir o kadar da zordur. Ancak sodalı su bu konuda imdadınıza yetişir. Bir miktar sodayı halının üzerine dökün ve kağıt havlu yardımıyla tamponlama işlemi yapın. Aynı şekilde halıdaki bu lekenin yok edilmesi için bir miktar sirke ve yumuşak bir el deterjanı karışımı da işinizi görür. Bu karışımı lekenin üzerine hafifçe bastırarak ve bir süre bu işlemi tekrar ederek halıdaki lekenin yok edilmesini sağlayabilirsiniz. Eğer hala lekeden iz varsa bu defa nemli temiz bir bezi kalıntının üzerine tamponlayarak uygulayın.

Yağlı boya lekesinin temizlenmesi:
Halıda yağlı boyadan kaynaklanan lekelerin yok edilmesine ilişkin herhangi bir kimyasal malzeme kullanmadan önce halının ilk etapta görünmeyen bir kısmında deneme yapmanız faydalıdır. Halının bu gizli kısmı dolap veya mobilyalarınızın altında kalan bir kısmı olabilir. Böyle bir uygulama halıya olduğundan daha fazla vermenizi önleyecektir. Halıdaki bu tip lekeleri yok etmek için ilk etapta inceltilmiş ve az miktarda boya sökücü tiner kullanın. Ardından nazikçe leke kaybolana dek tamponlamayı sürdürün. Eğer bu işlem işe yaramıyor veya tiner bulunmuyorsa o zaman kuru temizleme çözücüleri kullanmayı deneyin. Eğer boya derinlere nüfuz etmediyse fark edilmeyecektir, yüzeyin hafifçe çırpılması boyanın yok edilmesinde yeterlidir. Eğer tüm bunların hiçbiri işe yaramıyorsa, o zaman profesyonel halı temizliği yapan şirketlerle irtibata geçmeniz gerekecektir.

Yağlı lekelerin temizlenmesi:
Yağ içeren lekelerin halıdan çıkarıl-ması için yapmanız gereken ilk şey öncelikle yağın bir şekilde halıdan emilimini sağlamanız olacaktır. Kabartma tozu veya mısır nişastası bu noktada iyi sonuç verir. Öncelikle pudrayı lekenin üzerine bol miktarda serpin ve bir gece lekenin üzerinde bırakın. Ardından pudrayı vakumlayın. Vakumlanan alandaki renklerde bir solma söz konusu ise lekenin üzerini yumuşak bir el deterjanı veya yağlara karşı etkili bir sıvı çamaşır deterjanı ile silmeye çalışın. Leke yok olduğunda bu defa da temiz nemli bir bez veya sünger yardımıyla lekenin üzerini silmeyi deneyin.

Oje lekesinin temizlenmesi:
Ojeden kaynaklanan lekelerin yok edilmesinde yalnızca aseton kullanmanız işe yarar. Bir miktar pamuk veya temiz bir bez üzerine bir miktar aseton dökün ve leke kaybolana kadar lekenin üzerine uygulayın. Tüm kalıntıları yok etmek adına lekenin üzerine bu kez temiz su uygulayın. Halı lekelerini temizlerken özelikle ojeden kaynaklanan lekelerin temizliğinde unutmayın ki uygulamanın tamponlama şeklinde yapılması son derece önemlidir. Sakın sürtmeye kalmayın, bu işlem ojenin dağılarak lekenin daha da geniş bir alana yayılmasına neden olur.

Çikolata lekesinin temizlenmesi:
Halıda çikolata veya kahve lekesi meydana geldiyse, lekeli kısma sirke uygulaması yapmanız yeterli olacaktır. Tamponlama işlemini leke yok olana kadar tekrarladıktan sonra nemli bir sünger veya bez yardımıyla lekenin üzerini durulayın. Eğer sirkenin kokusu sizi rahatsız ediyorsa, halınızı temizlemek için yumuşak bir sıvı el deterjanını da leke temizliğinde kullanabilirsiniz. Temiz bir bez üzerine sıvı bir el deterjanını dökün ve hafifçe bastırarak lekenin yok olmasını bekleyin.

Uhu lekesinin temizlenmesi:
Evinde çeşitli tamiratlar yapmayı sevenlerdenseniz, ufak kaza ve aksilikleri hiç beklemediğiniz bir anda ortaya çıkabileceğine de tanık olmuşsunuzdur. Eğer böyle bir tamirat yaparken en sevdiğiniz halının üzerine yapışkan veya uhu döküldüğünde ne yaparsınız? Öncelikle bu gibi durumlarda asla paniğe kapılmayın. Aslında halı üzerinde oluşan uhu lekelerini temizlemek göründüğünden çok daha kolaydır ve sanıldığının aksine çok az zamanınızı alacaktır. Öncelikle bu tip lekelerde uhunun dökülmesinin hemen ardından müdahale yapılması önem taşır. Uhu ne kadar ıslak ve yeni oluştuysa, halı üzerinden çıkarılması da o denli kolay olur. Öncelikle lekenin üzerini ılık bir süngerlerle bastırın. Bu şekilde daha fazla uhu kalıntısı çıkarılamayıncaya kadar bu işlemi sürdürün. Ardından ılık sirkeye bastırılmış bir bezi lekenin üzerine yerleştirin ve lekenin üzerinde yaklaşık yarım saat bekletin. Bu işlemden sonra uhu bezle silindiğinde kolaylıkla yok olacaktır. Ancak eğer uhu çoktan kurumuşsa, o zaman bir bıçak veya spatula yardımıyla halının lekeli kısmını hafifçe kazıyın. Bu işlemi daha fazla sertleşmiş herhangi bir uhu kalıntısı çıkarılamayıncaya kadar sürdürün, o andan sonra sirkeye batırılmış havluyu lekenin üzerine uygulayın. Eğer tüm bu metotların hiçbiri de lekenin yok edilmesini sağlamazsa, bu kez kuru temizleme çözücülerinden birini kullanın. Ancak bu uygulamadan önce hem kullanılacak maddenin hem de halınızın ürün ve kullanım kılavuzunu iyice gözden geçirdikten sonra uygulamaya başlayın. Söz konusu malzeme halınızda kullanıma uygun ise o zaman leke yok olana kadar lekenin üzerine uygulayın.

Kahve lekesinin temizlenmesi:
Halının üzerindeki kahve lekelerinin yok edilmesi aslında zor değildir. Bu lekelerin yok edilmesinde lekeye mümkün olduğunca çabuk müdahale edilmesi önemlidir. Halının üzerinde lekeleri etkili bir şekilde yok edin. Önemli olan lekenin olabildiğince çabuk müdahale edilerek yok edilmesidir. Eğer bu şekilde davranmazsanız, kalıcı zararların oluşumunu önleyemezsiniz. Soda veya sirke ile leke yok olana kadar silin. Eğer gereğinden fazla bekler ve lekenin yerleşmesine neden olursanız lekenin çıkarılması zorlaşır. Bu aşamada lekeyi yok etmek için kuru temizleme solüsyonu kullanmanız gerekir. Leke yok olana kadar tamponlamayı sürdürün.



Halılarımızı görmek için tıklayınız...

Kaynak: halionline.net

HALI TERİMLERİ

HALI TERİMLERİ



“Her konuda olduğu gibi halıda da bazı önemli teknik terimler bulunur. Bu terimleri bilmek, hem halı satın alırken daha doğru seçimler yapabilmeyi hem de uzman kişilerle daha rahat bir iletişimi sağlar.”




Halı ve Kilim Birliği (CRI) tarafından hazırlanan bazı teknik halı terimleri hem halı seçimi hem de uygulamaları konusunda tüketicilerin çok daha bilinçli davranmalarına yardımcı oluyor. Halı satın alırken veya kurulumu esnasında size daha da kolaylık sağlaması ve bu konuda daha fazla bilgi sahibi olabilmeniz adına CRI temel bazı halı terimlerini şöyle sıralıyor;



Antimikrobik: Halıda sıklıkla görülen bakteri, mantar, küf ve benzeri oluşumları azaltmak için halıya uygulanan kimyasal işleme verilen addır.



Antistatik: Halı sisteminin herhangi bir elektrostatik yükünü insan duyarlılık eşiğine ulaşmadan dağıtma özelliğidir.



Altlık: Üzerinde yüründüğünde halının yeterli yumuşaklık ve desteğe sahip olmasını sağlamak üzere halı altında kullanılan bir malzemedir. Altlık halının yalıtım özelliklerini arttırarak aynı zamanda kullanım süresini de uzatır. Bazı durumlarda altlık halıya üretim esnasında eklenir.



Bukle Halı: Bu tip halılarda bulunan ilmikler aynı uzunluktadır. Rahat bir görünüm sergileyen bu tip halılar dayanım gücünün yüksek olmasından ötürü genelde yoğun trafiğe maruz kalan alanlarda kullanılır.



Berber Bukle: Yün, naylon ya da olefin gibi kalın ipliklerle üretilen bukle havlı halılardır. Genellikle kontrast yaratan renk tonlarından oluşan bu halı çesidi doğal bir yüzeye sahiptir. Bu tip halılar rahat bir görüntü yaratır. Günümüzde bu terim, çok katmanlı bukle halı stillerini ifade etmek için kullanılır.



Boyutsal Stabilite: Halının orijinal ölçüsü ve şeklini koruyabilme kabiliyetidir. Örnegin ikincil destekleme halıya boyutsal istikrar sağlayan bir işlemdir.



Bukle Hav: Hav yüzeyi kesilmemiş buklelerden meydana gelen halı stilidir. Dokunmuş veya tufte edilmiş olabilir.



Çift Yapıştırma: Bir tür halı kurulum metodu olan çift yapıştırma, herhangi bir yapıştırıcı yardımıyla halı tabanının önce zemine yapıştırılması, ardından halının tabanına yapıştırılma işlemidir.



Duvardan Duvara Halı: 6 fitten daha büyük boyutlarda üretilen halılar için kullanılan bir terimdir. Duvardan duvara halılar genellikle 12 fit genişliktedir ancak 13 ya da 15 fit genişliğinde de üretilirler.



Delaminasyon: İkincil destekleme ya da altlığın birincil desteklemeden ayrılma işlemidir.



Düz Bukle: Bir tür halı konstrüksiyonu olup halının ön yüzündeki ipliğin her iki ucunda ilmik oluşturarak halının arka kısmına sabitlenmesidir. Hav ilmikleri esasen aynı uzunlukta ve kesilmeden pürüzsüz düz bir yüzey oluşturur.



Direkt Yapıştırma: Bir tür halı döşeme metodu olup halının doğrudan zemine yapıştırılma işlemidir.



Dokuma Halı: Dokuma tezgahında üretilen bu tip halının yüzeyi ve alt dokusu enine ve boyuna iplikler birbirleştirilerek oluşturulur.



Esneklik: Ayak trafiği altında ezilme ve benzeri basınçsal etkilere maruz kalma sonrasında halının orjinal görüntü ve kalınlığını yeniden elde etmesini sağlayan halının hav veya taban özelliğidir.



Ek Taban: Halının arka tarafına yapıştırılarak halıya ektra sağlamlık ve kalınlık sağlayan köpük, kauçuk, ürethane, PVC ve benzeri taban dolgu malzemeleridir.



Eksiz Halı: 2 metreden daha geniş halıları ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Eksiz halının eni genelde 3,5 m. ya da daha fazladır.



Ek Yeri: Halı kurulumda halının iki kenarının birleşmesiyle oluşan çeşitli yapıştırma, el dikişi veya diğer tekniklerin kullanımıyla oluşan hattır.



Frize Halı: Bu halıda, iplikler çok düğümlü olduklarından bukleli bir yüzeye sahiptir. Resmi olmayan bir görüntüye sahip olan bu halı, aynı zamanda ayak ve elektrik süpürgesi kullanımıyla oluşan izleri en aza indirir.



Filaman: Kesiksiz tek bir doğal veya sentetik elyaf lifidir.



Halı Konstrüksüyonu: Tufted ya da dokuma gibi üretim metotları kullanılarak üretilen halının iplik ve dolgu malzemelerinin teknik özelliklere uygun olarak yapılan son düzenlemesidir.



Halı Sıklığı: İki iğne deliği arasındaki mesafenin santimetre cinsinden ölçüsüdür.



Hav: Halının görünen üst yüzeyini oluşturan, bukle ya da kesik doku yapısıdır.



Hav Ezilmesi: Yoğun trafik ya da ağır mobilyalar nedeniyle halı hav kalınlığındaki azalmadır. Eğer hav ipliğinin direnci yetersiz ya da hav yoğun trafik için yetersiz bir yoğunluğa sahipse geri dönüşümü olmayabilir. Düzenli vakumlama havın ezilmesini önleyeceği gibi halının ömrünü de uzatır.



Heat Setting: İpliklerin zaman içinde daha sıkı olabilmeleri için düğümün ısı veya buharla sağlamlaştırılma işlemidir. Kesik havlı halılarda önemlidir. Kesik havlı naylon, olefin ve polyester halılar heat-set’tir.



İplik Sırası: İplik sırası oluşturmak için birbirine düğümlenmiş her bir iplik sayısıdır.



Kenar Şeridi: Halı kenarına, kenarları korumak ve sağlamlaştırmak ya da süslemek için dikilen bant ya da şerittir.



Kesik Havlı Halı: Kesik hav ipliklerinden oluşan yüzeye sahip halı dokusudur. Günümüzün en popüler üretim tekniklerinden biri olan kesik havlı halı, dayanıklılığını yapımda kullanılan ipliğin cinsi, kümelerin yoğunluğu ve düğüm miktarı gibi etmenlerle elde eder.



Kesik ve Bukle Havlı Halı: Bir tür halı dokusu olup kesik uçlu hav iplikleri ve buklelerin kombinasyonundan oluşur.



Kir Önleyici: Elyaf ya da halı yüzeylerine kirin yapışmasını önlemek amacıyla uygulanan kimyasal bir ciladır.



Ortalama Hav Ağırlığı: Hav ipliğinin birim alan başına kapladığı yoğunluktur.



Parlaklık: Halı, elyaf, iplik ve kumaş parlaklığını ifade eder.



Plush: Lüks görünümlü, pürüssüz dokulu bu halı yüzeyinde birbirinden bağımsız püskül öbekleri asgari düzeyde görülür. Halının genel görünümü aynı seviyedeki kesik iplik uçlarıdır.



Rölyef Halı: Kesik ve düğümlü ipliklerin birleşiminden oluşan bu halılar birbirinden farklı pek çok çeşit yüzey dokuları oluşturur.Saksoni: Bir diğer kesik havlı halı çeşididir. Ancak bu halıda iplik kümeleri çok daha fazla düğüme sahiptir. Bu sayede ipliğin kenarları daha belirgin bir hal alarak daha az resmi bir görüntü yaratır. Bu şekilde ayak izlerinin görünümünü de en aza indirir.



Seviyeli Bukle Halı: Bu halıda genellikle iki ya da üç farklı ilmik boyu bulunur. Bu farklı ilmik boyları hem desen efektleri yaratır, hem de halının uzun ömürlü olmasını sağlar.



Sisal: Esasen doğal liflerden üretilen bu halılar, halı endüstrisinin son yıllarda doğal sisal ve jüt’e yakın bir görünüm elde etmesiyle, çok daha yumuşak ve rahat kullanım imkanı sunan sentetik alternatiflerle üretilmeye başlamıştır. Yün ve sentetik alternatifleri neredeyse dertsiz bir yapıya sahip olup, oldukça fazla çeşitlilikte doku, desen ve baskı seçeneği sunar.



Taban: Halı hav veya yüzeyinin aksine halının arka kısmını meydana getiren iplik ve kumaşlardır.



TUFTING HALILARDA


Birincil Destekleme: İpliğin tufting iğneleri ile geçirildiği dokuma ya da dokuma olmayan kumaşlardır.



İkincil Destekleme: Boyutsal sağlamlığı arttırmak için halının arkasına eklenen kumaştır.



Tufted: Eklenen iplik öbeklerinin halının arkasında yer alan kumaş örgüsü içinden geçirilerek kesik ya da bukle uçlu hav yüzeyi yaratılarak üretilen halı tipidir.



Yoğunluk: Halı yapımında kullanılan iplik miktarı ve tuftların birbirine olan yakınlığını ifade eder. Genel olarak, iplik kullanımı ne kadar yoğunsa halıdan sağlanacak performans da o kadar iyi olur

Eski Türk Halıları - Halı ve Kilimin Tarihçesi

Eski Türk Halıları - Halı ve Kilimin Tarihçesi

Eski Türk Halıları - Halı ve Kilimin Tarihçesi

Türklerin daha Hunlar devrinde, Milattan önceki yıllarda çok gelişmiş "Gördes" düğüm'lü halı tekniğine sahip oldukları Altay dağları eteklerinde, Güney Sibirya, Pazırık kurganları kazılarında ele geçen eşsiz halı ile belli olmaktadır. Fakat daha sonra Doğu Türkistan'da Lop gölü batısında Lou-Lan'da 1906-1908'de Aurel Stein, Tarım nehri kuzeyinde Kuça yakınında Kızıl'da bir mabette 1913'te A. von Le Coq tarafından bulunan tek argaç üzerine basit düğüm tekniği ile yapılmış ve 3. ve 6. yüzyıllardan kalma küçük parça halılara kadar ara'da bir boşluk vardır. Belki de bu kadar uzun zaman içinde Pazırık halısının yüksek tekniği unutulmuş, yeniden bulunan çok basit bir düğüm tekniği ile halı sanatında ikinci bir devir başlamıştır.

İslamlık devrinde Abbasilerden kalma geometrik örnekli halı parçaları arasında yine Doğu Türkistan düğüm tekniğine uygun olarak yapılmış bazıları Fustat (Eski Kahire)'ta ele geçirilmiştir.

10. yüzyılda Buharada ve Batı Türkistan'ın diğer merkezlerinde eskiden olduğu gibi halı yapıldığı ve bunların diğer ülkelere ihraç edil'diği kaynaklardan bilinmektedir. 13. yüzyıl başlarında Moğollar'ın tahribine kadar bu durum devam etmiştir.

Kahire İslam Sanatı Müzesi'nde Fustattan gelme, Gördes düğümlü ve kırmızı zemin üzerine Palmet motifi bir yün halı parçası son yıl'larda Johanna Zick-Nissen tarafından titizlikle incelenerek bunun Ortaçağ İslam dünyasında düğümlü halıların başlangıcı olduğu belirlenmiştir. Bordürde kufi yazılı satırdan bir parça kalmıştır. Halının Abbasiler zamanında, Maveraünnehir yani Batı Türkistan'dan ithal edildiği tahmin edilmekte ve 7.-9. yüzyıllar arasında bir tarih verilmektedir. Bu durumda Buhara ilk akla gelen merkez olup, burada Doğu Türkistan'ın aksine, Gördes düğümünün ve kufi bordürle bitki motiflerinin bilinip kullanılmış olması düşünülebilir. Çok karışık ve ince iş'lenmiş desenli iki tarafında değişik örneklerle Kühnel' in Berlin Müzesi'ne kazandırdığı parça halı da Mısır'a Batı Türkistan'dan (Tranoscania) ve Buhara' dan ithal edilmiş olabilir. Bu çevreden daha başka halı kalmadığından diğer örneklerin çeşitleri bilinmiyor.



Mısır'da bulunan diğer parça halılarda ise Doğu Türkistan'ın tek argaca düğüm tekniği uygulanmış olup koyu bir mavi hâkim zemin rengidir. Bunlar, Atina Benaki Müzesi'nde Fustattan gelme iki parça halinde olup yine Johanna Zick-Nissen tarafından incelenmiştir. Kahire Üniversitesi koleksiyonunda Eski Kahire'nin Tolunlu şehri el-Katai' de yeni bulunmuş diğer bir parça kufi bordur ve ona bağlı inci dizisi örneği olarak, Benaki Müzesi'ndeki parça'lar ile aynı özelliği taşır.

Tolunlular 'ın Mısır'dan başka Suriye ve Adana havalisine kadar genişlediği Humaraveyh zamanında halı ve dokuma sanatının çok gelişmiş olduğu anlaşılıyor. Fakat daha sonra İran'da, Selçuklu Sultanlığı devrinden hiçbir halı parçasının kalmamış olması büyük talih'sizliktir. Bununla beraber 13. yüzyıl başlarında Konya'da Anadolu Selçuklularımdan kalan Gördes düğümü ile yapılmış halılar, halı sanatının temelini oluşturan ve etraflıca bilinen en eski halılar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Konya Alâeddin Camii'nde 1905'te F.R. Martin tarafından keşfedilen bu sekiz Selçuklu halısından sonra R.M. Riefstahl' in 1930'da bulduğu üç Selçuklu halısı ve 1935-1936 yıllarında Fustat' ta ele geçirilen yedi küçük parça halı ile bunların sayısı 18'i bulmuştur.

İslam dünyasına Türkler' in getirdiği halı sanatı diğer taraftan tek argaca düğüm tekniği ile İspanya'ya kadar yayılmış, Avrupa'da da hayranlık uyandırarak ressamların tablolarında yeni bir unsur olarak yerini almıştır.

İran halısı diyebileceğimiz halıların ancak 15. yüzyıldan sonra ortaya çıkması, 14. ve 15. yüzyıllarda minyatürlerde görülen halıların kufiden gelişen bordürleriyle 13. yüzyıl Selçuklu halılarının motiflerini benimseyerek tekrarlamış olmaları ile İran'da halı sanatının Türklere bağlı gelişmesi kendini belli eder. Tarihlendirilen orijinal İran halıları 16. yüzyıldan başlamaktadır. Selçuklu halılarında kufiden gelişen bordur daha sonraları örgülü ve çiçekli kufi bordürler halinde minyatürlerdeki halı tasvir'lerinden başka İspanya ve eski Kafkasya halı'larına varıncaya kadar yerini alarak etkisini göstermiş bu halılara büyük ölçüde zenginlik kazandırmıştır.

14. yüzyılda kuvvetle üsluplanmış hayvan figürlerinin Anadolu halılarına girmesi de yine Selçuklu menşeine dayanır. Bunların daha yüzyılın başında Avrupa resminde yer alabilmesi için Selçuklu devrinde Avrupa'ya getirilerek tanınmış olması gerekir.



Fakat bu hayvan figürlü halıların asılları bir yüzyıldan uzun bir sürenin sonunda, ancak 1890'da W.v. Bode'nin Roma'da, Berlin Müzesi için satın aldığı ejder anka mücadelesi kompozisyonlu (Ming) halısı, diğeri 1925'te İsveç'in Marby köy kilise'sinde bulunan bir ağacın iki tarafından kuş figürleri ile kompozisyonlu halı olarak yüzyıllarca sonra keşfedilebilmiştir. Daha sonra Fustat' ta, İstanbul'da ve Konya'da bulunan diğer hayvan halılarıyla durum zenginleşmiştir.

R.M. Riefstahl'in Beyşehir'de üç Selçuklu halısından başka bulduğu, 15. yüzyıldan kalma büyük boydaki dördüncü halı da daha sonraki Holbein halılarının prototipi olarak çok zengin bir gelişmenin sağlam temelini meydana getirmiştir.

1451'de Fatih devrinden başlayarak 16. yüzyıla kadar önce İtalyan sonra Felemenk ve Hollandalı ressamların tablolarında tasvir edilen, fakat Holbein'in tablolarında daha sık ve belirli görüldüğü için onun adıyla tanınan örgülü kufiden geliştirilmiş bordürler ve çok üsluplanmış bitki motifleriyle canlandırılmış geometrik örnekli halılar, Osmanlılarla yeni bir üslubun başladığına işaret eder. Hepsi Holbe'in ile ilgili olmamakla beraber bu halılarda dört tip ayırt edilir. Birinci tipe giren küçük örnekli Holbein halıları, konturları belirsiz düğümlü sekizgenlerle, kaydırılmış eksenlerde alternatif sıralanmış ve rûmi palmetlerden meydana gelen baklavalardan ibaret zeminleriyle adına en uygun ve karakteristik halı olup aynı zamanda bunların en eskisidir. Holbein'in tablolarında hiç yer vermediği küçük örnekli ikinci tip de bitki motiflerinin birleşmesiyle meydana gelen dört kollu (haçvari) zengin baklavalarla, dağılmış şekiller haline gelen kontursuz sekizgenlerin aynı şemaya göre sıralanmasını gösterir. Lorenzo Lotto'nun tablo'larında sık görüldüğü için son zamanlarda bunlara Lotto halıları adı verilmektedir. Uşak bölgesine mal edilen bu küçük örnekli iki tip daha sonra Uşak halılarının geliştirilmesine yol açmıştır.

Büyük örnekli III. ve IV. tip Holbein halılarından ilki sekizgenle dolgulanmış büyük kare veya dikdörtgenlerin üst üste sıraladığı sade bir örnek gösterir. Aynı büyüklükte bölümlenme şekliyle hayvan figürlü halılara bağlanan bu III. tip Holbein halıları 15. yüzyıl boyunca gelişmiş ve son yıllara kadar devam etmiştir.



Büyük kare veya dikdörtgenlerin altında ve üstünde ikişer küçük sekizgenden ibaret örnekleriyle ilk defa bir gruplanma gösteren IV. tip Holbein halıları Selçuklu devrinin geometrik şekilleriyle kufiden gelişen bordürlerini devam ettirmektedir. Büyük örnekli bu son iki tip Holbein halıları Bergama halıları grubuna geçişi hazırlamıştır. Bunlar da geometrik örnekler, bazen çok üsluplanarak aynı şemaya uydurulmuş bitki motifleri hâkimdir. En eski'leri 16. yüzyıldan kalan bu halılarda 18. yüzyıl da küçük hayvan figürlerinin dolgu motifi ola'rak tekrar ortaya çıkması ile hayvan figürlü halılarla bağlantı kurulmuştur.

Geometrik örnekli halılar yanında 16. yüzyıl boyunca ortaya çıkan çeşitli tiplerle Türk Halı Sanatı'nda çok parlak ve yeni bir devir açılmıştır. Uşak bölgesinde yapılan halılarla başlayan bu gelişme, Osmanlı sanatının diğer kollarında ve mimaride olduğu gibi klasik bir devir olarak değerlendirilmiştir. Bu Uşak halı'larının çok zengin ve çeşitli grubu etraflıca toparlanıp incelenmiştir, iki ana tip olarak madalyonlu ve yıldızlı Uşak halıları sağlam geometrik motifler yerine, çeşitli zengin motiflerinden bir kompozisyonla yeni devrin başlangıcı olmuştur. Bunlardan, madalyon motifinin esas olduğu halılar on metreye varan ölçüleriyle büyük orta madalyonun altında ve üstün'de birer yanlar da ikişer kesik madalyonla sonsuzluğa işaret eden bir örnek gösterir.

Madalyon Tebriz halılarından gelen kitap, cilt ve tezhip süslemelerinden geliştirilmiş bir motiftir. Fakat onlarda madalyon motifi sınır'ları belli kapalı kompozisyonlar halinde kalarak dondurulmuş, buna karşılık Türk halıları'nın sonsuzluk prensibi bu yeni tiplerde de hâkim olmuştur. Türkler, kitap sanatına bağlanmadan sonuna kadar tekstil sanatı kanunları'nı ve özelliklerini sağlam bir seziş kabiliyetiyle korumuşlardır. Madalyonlu Uşak halıları 16. yüzyıldan 18. yüzyıl ortalarına kadar devam etmiştir.

Sekiz köşeli yıldız biçimindeki madalyon'larla küçük baklava şeklindeki madalyonların kaydırılmış eksenler üzerinde alternatif sıra'lanmasını gösteren Yıldızlı Uşak halılarında örneklerin sonsuzluğu daha bellidir. 1. gruptan daha küçük ölçüde yapılan bu yıldızlı Uşak halıları 16. yüzyıl başlarında görülüp 17. yüzyıl sonunda ortadan kaybolmuştur.

Klasik Anadolu halıları yanında 16. yüzyıl son yarısından başlayarak yepyeni bir teknik'le, tamamıyla naturalist motiflerin hâkim oldu'ğu Osmanlı Saray halıları grubu ortaya çıkmıştır. Hepsi Gördes Türk düğümlü bütün diğer Türk halılarından farklı olarak sine (İran) düğü'mü ile yapılmış olan bu halılar sık düğümleriyle kadifeyi andıran yumuşak bir etki bırakırlar. Osmanlı saray üslubu diyebileceğimiz bu yeni gelişmede üslup birliği halinde bütün diğer sanatlarda da naturalist motifler hâkim olmuştur. Bütün süsleme sanatlarında, lale, sümbül, gül, karanfil, bahar açmış dallar, saz denilen kıvrık yapraklar, 18. yüzyıl sonuna kadar gittikçe zenginleşerek kullanılmıştır.

Osmanlılar 1514'te Tebrizi 1517'de Kahire'yi fethetmiş olup bu iki tarih Türk Halı Sanatı bakımından önemlidir. Osmanlı saray halıları Memlûk halılarının teknik malzeme ve renk etkisi altında o devir Türk sanatının bütün kollarında görülen Türk çiçeklerinin naturalist motifleriyle meydana gelmiş, madalyon düzeni Uşak halılarından farklı olarak belirsiz planda kalmıştır. Esas örnek sonsuzluğa göre çizilmiş bir desendir.

İlk Saray halılarının İstanbul'dan gönderilen örneklere göre Memlûk halı tezgâhlarında yapıldığı kabul edilmekle beraber Kühnel daha sonra bunların İstanbul'da ve ipek şehri Bursa'da yapılabileceğini ileri sürmüş, bu fikir bir kaynakla da belgelenmiştir.

Sultan Murad III.'ün 1585 tarihli fermanıyla, Mısır'da bulunan ipek gibi ince yün malzemesini birlikte getirmek kaydıyla İstanbul'a davet ettiği 11 halı ustasından biri (Arslan) adından anlaşılacağı gibi Türk asıllıdır. Bu Mısır yünü tatlı kırmızı, güzel bir sarı, koyu mavi ve çimen yeşili olarak Memlûk halılarında görülen renklerle boyanmış argaç ve arışları için tabii beyaz yün iplik, arışlarda bazen kırmızı yün kullanılmıştır. İstanbul ve Bursa'da ilk Saray halılarının örnekleriyle yapılan sonraki halılarda ise argaç ve arış iplikleri ipekten yapılmıştır.

Dünya müze ve koleksiyonlarına dağılmış olan Osmanlı Saray halılarından elimiz de yalnız TİEM' de bulunan çok yıpranmış halde 8.80 x 4.65 m. ve 4.28 x 4.80 m. gibi çok büyük ölçüde iki halı ile bir seccade ve T.K.S.M'-de diğer bir seccade kalmıştır. Eskişehir kaza'sından Seyyid Battal Gazi türbesinden 10 kanunusani 1329 (1911 Ocak) tarihinde getirilmiş 768 ve 153 sayı ile TİEM' ne kaydı yapılmıştır. 768 envanter kayıtlı ve daha büyük ölçüdeki halı kırmızı zemine sarı ve beyaz dolgu'lu kanatlı rûmflerden meydana gelen dört iri palmet dolgulu baklavaların kaydırılmış eksen'ler halinde sıralanmasını gösterir. Enine beş sıra halindeki baklavaların içi bir sırada yeşil bir sırada koyu mavidir. Baklavalar arasında çift sıralı saplarla bağlantı sağlanmıştır.


Barok havalı kanatlı rûmılerin baklava kompozisyonu, Osmanlı Saray halılarında çok kullanılan bir örnek olup, bu halıdan başka Londra, Victoria and Albert müzesindeki Saray halısında aynen tekrarlanmış, bazen bu zemin kompozisyonu üzerine madalyonlar eklenmiştir.

16. yüzyıl ortasından 17. yüzyıl sonuna kadar süren Osmanlı Saray halıları örnekleri fa-kirleşip yavanlaşarak devam etmiştir. Uşak halılarının bozulan gruplar içinde kabalaşmış örnekler halinde günümüze kadar yaşamış, 19. yüzyılda İzmir halıları adını almıştır.

Saray halıları grubundan seccadeler ise 18. yüzyılda Gördes, Kula, Lâdik Uşak seccadelerinde çeşitli şekilde yaşatılmıştır. Bu gruptan Sultan Ahmet' le ait olduğu bilinen şahane bir seccade Topkapı Sarayı Müzesindedir. Mangal altına serildiği için, bazı yanıkları olmakla beraber Sultana layık bir iş olduğu bellidir.

Berlin Müzesi'nde bulunan diğer bir Saray seccadesi üst kenar bordüründeki 1019 hicri tarihli kronograma göre 1610 yılını göstermekte ve 17. yüzyıl başlarında saray imalatı seccadelerin, belki de Sultan Ahmet I. için seçme bir örnek halinde, yapıldığına işaret etmektedir.

Önceki yüzyıllardan bugüne kadar bilinen en eski seccadeler 15. yüzyıldan kalmış olup, Türk Halı Sanatı'nın ayrı bir grubunu teşkil eder. Bunlardan TİEM' de bulunan üç seccadenin birbirinden tamamıyla farklı üç ayrı kompozisyon göstermesi zengin yaratma gücüne işaret eder. Diğer 15. yüzyıl seccadeleri'ni Belliniler, Carpaccio ve L.Lotto Rönesans tablolarında tasvir etmişlerdir. Münih galeri'sinde Giovanni Bellini'nin 1507 tarihli Venedik Docu Loredan'ı canlandıran tablosunda masanın ayakları altında görülen böyle bir secca'denin tam benzeri, Berlin İslam Sanatı Müzesi'nde bulunmaktadır. En erken örneklerden biri de Gentile Bellini'nin Londra National Galeri'deki tablosunda resmedilmiştir.

Berlin müzesinde 16. yüzyıl başından şahane bir Uşak seccadesinin alt kenarında Bel'lini seccadelerindeki girintili bölüm çok iri bir palmet şeklini almıştır. Bode koleksiyonun'dan 1600 tarihli diğer bir Uşak seccadesi çok geniş bir bordürle ortası madalyonlu sade çift mihrablı seccadelerin ilk örneklerindendir. 15. yüzyıl gibi 16. yüzyıldan da ne yazık ki çok az sayıda seccade kalmıştır.



17. yüzyılda birden çoğalan ve çeşitleri zenginleşen seccadeler arasında kıvrak kon-turlu mihrab şekilleriyle Gördes seccadeleri en zengin aynı zamanda Osmanlı Saray seccadeleriyle bağlantılı, onlara yakınlık gösteren grup olmuştur. Güneyinde bulunan Kula, daha sade mihrap nişleriyle Gördes'e benzemekle beraber sayıları 10'a kadar çıkan ince şerit halinde bordürleriyle ayrılır. Ayrıca manzaralı Kula denilen küçük evler ve ağaçlarla dekorlu değişik cinsleri vardır. Lâdik seccadeleri üçüncü sırada gelir. Yumuşak yünleri ve parlak renkleriyle göze çarpar, mihrabın altın'da veya üstünde görülen uzun saplı lale sıra'ları ile karakteristiktir.

iki veya üç konturlu mihrablarıyla Kırşehir ve kazası Mucur seccadelerinde iki veya üç çeşit kırmızı renk vardır. Milas seccadeleri canlı ve parlak renkleriyle Gördes seccadelerinin şekillerini Uşak ve Bergama etkileriyle devam ettirir. Hayvan postu biçiminde mihrab şekilleriyle diğer seccadeler ayrı bir grup halinde bunları zenginleştirir.

Transilvanya kiliselerinden dünya müze ve koleksiyonlarına dağılan Anadolu seccadeleri'nin çoğu 17. yüzyıldandır. Tek ve çift mihrablı şekilleri olan bu seccadeler Uşak ve Bergama grubuna bağlanır. Bunlar dışında kalan diğer seccadeler hep yukarıda görülen tiplerin az çok değişmiş, karışık şekillerinden meydana gelmiştir.

Türk Halı Sanatı 19. yüzyıl sonuna kadar gelişmesine devam etmiş, bugün de Konya, Kayseri, Sivas, Kırşehir bölgesi ile, Batı Anadolu'nun Isparta, Fethiye, Döşemealtı, Balıkesir, Yağcıbedir, Uşak, Bergama, Kula, Gördes, Mil, Çanakkale, Ezine, Doğu Anadolu'da Kars ve Erzurum bölgesinde eski Türk halı sanatının canlandırılmasına ve geleneğin yaşatılmasına çalışılmaktadır.



Halılarımızı görmek için tıklayınız...

TÜRK HALI SANATI KLASİK DEVİR

IV. Tip Holbein Halıları
Büyük örnekli üçüncü tip Holbein halıların'dan gelişen değişik bir görünüştür. Bura da, ortada sekizgenle doldurulmuş büyük kare, büyük sekizgen veya iri yıldızların altında ve üstünde ikişer küçük sekizgenden ibaret bir kompozisyon ortaya çıkmaktadır. Bununla Türk halı sanatında ilk defa bir grup'laşma görülüyor ki, bu kompozisyon büyük bir yeniliktir. İlk bakışta Memlûk halılarını etkisi düşünülebilirse de, aslında Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde bulunan iki halı, bunların III. tip Büyük örnekli Holbein halılarına bağlantılı gelişmesini açıkça gösterir. Bunlardan on altıncı yüzyıl başına tarihlenen biri, iki büyük karenin üst üste yerleştirilmesi ve altta üstte, ikişer küçük sekizgenin yer alması ile iki tip arasındaki bağlantıyı belli eder. Örgülü kufi bordur de, halının Türk karakterini perçinler. İkinci halı ise gruplaşma kompozisyonunun iki defa tekrarlanması ile Türk halı sanatının esas prensibi olan sonsuzluğa işaret eder.

Bu iki halı büyüklük ve renklerinin tazelik fışkıran ahengi ile Türk ve İslam Eserleri Müzesinde kendi tiplerinin en nadide örnekleri arasında ver alır. Bunlardaki büyük orta sekizgen ve kufiden gelişen bordur motifi aynı müzede III. tip Holbein halılarının 16. yüzyıl başından kalan örneklerinde görülür.

17. yüzyılın son yarısından kalan diğer bir halı Holbein' in "Elçiler" tablosundaki halının bordürüne uygun olup orta sekizgenin altında ve üstündeki küçük çift madalyonlar da 1. tip Holbein' lerin küçük sekiz genlerinden gelmedir.

17. yüzyıldan diğer bir örnekte büyük sekizgen on altı köşeli bir yıldız şeklini almış alt ve üstteki sekizgenler koyu ve açık mavi ve kırmızı çiçek motifleriyle çevrelenmiştir. Kahverengi zeminli bu halının örnekleri çok canlı ve parlak renkleriyle farklı bir ahenk yaratmaktadır.

18. yüzyıldan diğer bir halıda orta sekizgen bir yıldız içine alınmış alt ve üstteki küçük madalyonlar sonsuz örneğin bir parçası haline gelmiştir.

18. yüzyıldan Londra, Victoria and Albert Müzesi'nde bulunan kırmızı zeminli halıda ise orta sekizgenin yerini büyük bir kare almış, bunun altında ve üstünde birer çift küçük sekizgenlerle bir gruplandırma meydana gelmiştir. Bunun tam bir eşi, benzeri New York Mc Mullan koleksiyonunda bulunuyordu. (Erdmann, Orient. Knüpfteppich Abb.42) Bunlar artık Bergama halılarının geç devriyle sıkı bir bağlantı halindedir

19. Son iki tip Holbein halısında kufiden gelişen bordürler yanında, birçok çeşit bordur görülür. Düğümler de kabadır. 1 m.de 100.000'i geçmez, ilk iki tip küçük örnekli Holbein' lerde ise, 150.000 düğüme kadar çıkabilir, düğümler Gördes'tir. Bunlar Batı Anadolu Bergama bölgesinde yapılmış ve Bergama halıları olarak ilk iki tipin aksine XIX. yüzyılın sonuna hat'ta günümüze kadar devam etmiş ve etmektedir.

IV. tip Holbein halılarının tam benzeri kompozisyonla diğer bir grup halı Memlûk halıları tekniği Sine düğümü ve motiflerde küçük ağaç sıraları ve bitkilerden desenlerle Para Memlûk halılar adı altında tanınmaktadır. Fakat kullanılan malzeme ve yukarıda açıklandığı gibi, kompozisyonun esası Türk olup, genellikle bu halıların Anadolu'da Memlûk geleneğini tanıyan ustaların kurduğu tezgâhlarda yapıldığı kabul edilmektedir.

Bu gruba girdiği tahmin edilen halıların 1501-1555 yılları arası İtalyan resminde bulunduğu ileri sürülmektedir. Fakat bunun kesinlikle teşhisi güçtür.

Crivelli ve Memling' in Resimlerine Bağlanan Halılar
Büyük ve küçük sekizgenlerle Holbein halıları denilen tiplerde görülen örneklerle bağlantılı fakat farklı motiflerle diğer bir grup Anadolu halıları Crivelli ve Memling' in tablolarınla resmedildiği için onların adını almıştır.

İtalyan Rönesans ressamı Carlo Crivelli'nin iaha önce III. tip geniş örnekli Holbein halısısı resmettiğini gördüğümüz Londra National Gallery'de 1486 tarihli "Annunciation" tablosundan başka Frankfurt Kunstinstitut'da 1482 arihli "Annunciation"da büyük kemerin üzeindeki balkondan sarkıtılmış küçük bir halı görülür.

Crivelli halılarının bir orijinali Budapeşte Museum of Applied Arts' da uzunlamasına yarım parça olarak bulunmaktadır. (164 cm. x 60 cm.) 15. yüzyıl sonundan kalan bu halıda esas motif sarı zemin üzerine çok renkli köşesi bölümlerden meydana gelen onaltıgen yıldız biçiminde karışık bir örnek olup bazı bölümleri erken hayvan halılarını hatırlatan kuşlar ve stilize dört ayaklı hayvan figürleriyle dolgulanmıştır. Bordur koyu lacivert zemin üzerine sarı ve kırmızı dişli yaprakların fırıldak şeklinde sıralanmasını gösterir ki, İstanbul TİEM' deki geniş örnekli Holbeinler ve 19. yüzyıl Bergamaları hatırlatır.

İlk defa Rönesans ressamı Carlo Crivelli' nin tablolarında görüldüğü için onun adını alan halı cinsinden iki Crivelli halısı da yayınlanmış olup birincisi parça halinde Budapeşte Tatbiki Sanatlar Müzesinden gelen ve diğeri yakında Prof. Nejat Diyarbekirli tarafından Sivrihisar Camiinde keşfedilmiş olandır.

XV. yüzyıl ortasından başlayarak geniş ölçüde Anadolu'dan Avrupa'ya ihraç edilen küçük örnekli ve büyük örnekli Holbein halıları ana grubu yanında özellikle Flaman resminde görülen diğer tipler de vardır. Bunlar bazen tablolarında tasvir edilen ressamların adını da almaktadır.

Flaman resminde Jan Eyck (1390-1441), İtalyan resminde görülmeyen geometrik örnekli Türk halılarına tablolarında yer vermiştir.


Dresden galerisinde bulunan Meryem tablo'sunda tahtın altına serilen halı baklava şeması göstermektedir. Sekizgen yıldızların bu şemaya göre şeritlerle birleştirildiği bu kompozisyonda baklavaların ortasında birer rozet veya yıldız dolgu vardır. Jan Van Eyck'ın talebe'si Petrus Christus'un Frankfurt Staedlischen Kunst Institut'da bulunan bir tablosunda da aynı halı tasviri görülür. Konya Mevlana Müzesi'nde böyle bir halının geç bir orijinali 17. yüzyıla tarihlendirilebilir.

İlk defa Rönesans ressamı Carlo Crivelli' nin tablolarında görüldüğü için onun adını alan halı cinsinden iki Crivelli halısı da yayınlanmış olup birincisi parça halinde Budapeşte Tatbiki Sanatlar Müzesinden gelen ve diğeri yakında Prof. Nejat Diyarbekirli tarafından Sivrihisar Camiinde keşfedilmiş olandır.

XV. yüzyıl ortasından başlayarak geniş ölçüde Anadolu'dan Avrupa'ya ihraç edilen küçük örnekli ve büyük örnekli Holbein halıları ana grubu yanında özellikle Flaman resminde görülen diğer tipler de vardır. Bunlar bazen tablolarında tasvir edilen ressamların adını da almaktadır.

Flaman resminde Jan Eyck (1390-1441), İtalyan resminde görülmeyen geometrik örnekli Türk halılarına tablolarında yer vermiştir.


Dresden galerisinde bulunan Meryem tablo'sunda tahtın altına serilen halı baklava şeması göstermektedir. Sekizgen yıldızların bu şemaya göre şeritlerle birleştirildiği bu kompozisyonda baklavaların ortasında birer rozet veya yıldız dolgu vardır. Jan Van Eyck'ın talebe'si Petrus Christus'un Frankfurt Staedlischen Kunst Institut'da bulunan bir tablosunda da aynı halı tasviri görülür. Konya Mevlana Müzesi'nde böyle bir halının geç bir orijinali 17. yüzyıla tarihlendirilebilir.

On beşinci yüzyılda Flaman resminde görülen halılarda düğüm veya yıldız dolgulu geometrik bölümler veya büyük sekizgen yıldız'lar gibi örnekler vardır.

Yüzyılın son yarısında Gerard David ve özellikle Hans Memling bu devir halılarının en iyi örneklerini resmetmişlerdir. Bunların çoğu büyük örnekli III. tip Holbein halılarına yakın olup, kare içinde sekizgenler ve bunların dolguları ile benzerlik gösterir. Bunlarda çok rastlanan diğer bir zemin örneği de konturları çengelli madalyonların tekrarlandığı Memling Gülü denilen motifli halılardır.

İtalyan resminde görülmeyen, fakat Hans Memling'in (1465-1494) birçok resimlerine aldığı bu gruba Lotto halılarında olduğu gibi Memling halıları adı verilmektedir. Ortası basamaklı ve konturları kancalı, baklava dolgulu sekizgenlerin yan yana ve üst üste sıralandığı bu halı örneği, Memling' in Viyana Hof Museum Gemâlde Galery'de bulunan bir tablosunda resmedilmiştir. Burada kucağında çocuk İsa ile Meryem'in oturduğu tahtın altına serili halı bu tiptir.



Halılarımızı görmek için tıklayınız...



Kaynak:www.eskihalivekilim.com